www.masafak.com
İlginç, güzel ve komik bulduğum metinlere bu sitede yer veriyorum. Sizlerin de ilginizi çekmesi dileğiyle.
Sayfalar
Mustafa Asım Şafak kim?
- Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
- Antalya, 05323611890 masafak@gmail.com, Türkiye
SABUN KÖPÜĞÜ GÖSTERİSİ
www.masafak.com
DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU
BAHATTİN ABİ TAM ÖLMÜŞ MÜ?
www.masafak.com
ÇİÇEK TARLASI
www.masafak.com
PİRİ REİSin HARİTALARI
www.masafak.com
AHTAPOTUN ANNELİĞİ
Ahtapotun anneliği hiçbir canlının anneliğine benzemez
Dişi Ahtapot çiftleşmeden sonra bir oyuk bularak oraya yerleşir.
Yumurtlamaya başlar ve yumurtlama işlemi bittikten sonra kuluçkaya yatar.
Yumurtalarını yuvanın tavanına çengelle asar gibi dizer.
Yumurtalara devamlı su pompalayarak onların temiz kalmalarını sağlar.
Her ne pahasına olursa olsun yuvasını terk etmez.
Yavrular yumurtadan çıkmadan açlığa dayanamazsa birkaç kolunu yer ve bu şekilde tüm yavrular yumurtadan çıkıncaya kadar hayatta kalır ve yumurtaları korur...
Ancak uzun süren kuluçka dönemi onu aç ve bitkin bırakır tüm yavrular yumurtadan çıkınca o da yuvasında can verir.
Hayata yeni başlayan yavrular için anne ahtapotun cansız vücudu yaşama tutunmaları için iyi bir besin kaynağı olur
Bu yüzdendir ki hiçbir dişi ahtapot yavrularının büyüdüğünü göremez..
www.masafak.com
DÜNYADA İLK SİGORTA SİSTEMİ
1229'da Venediklilerle imzalanan barış antlaşmasına göre, tüccarların Asya ülkelerinden getirdiği baharat, Anadolu'da imal edilen kumaş ve ipekli ürünlerle değiştirilirdi. I. Alâeddin Keykubat, deniz yolu ile yapılan bu çeşit ticareti teşvik etmiş, büyük kervanların, ticari gemilerin herhangi bir surette saldırıya uğraması halinde, zararlarını devlet hazinesinden sahiplerine ödetme kuralı koymuştur. Böylece
dünya'da ilk defa devletin garantisi altında, her türlü riske karşı, ticari mallara sigorta uygulaması başlatılmış oldu.www.masafak.com
MATEMATİK YALAN SÖYLEMEZ
| A=1 | B=2 | C=3 | Ç=4 | D=5 | E=6 | F=7 | G=8 | Ğ=9 | H=10 |
| I=11 | İ=12 | J=13 | K=14 | L=15 | M=16 | N=17 | O=18 | Ö=19 | P=20 |
| R=21 | S=22 | Ş=23 | T=24 | U=25 | Ü=26 | V=27 | Y=28 | Z=29 |
|
| BAŞARI İÇİN YÜZDELİK ORANLARI | |||||||||
| Y=28 | |||||||||
| Ç=4 | A=1 | ||||||||
| A=1 | D=5 | L=15 | |||||||
| L=15 | E=6 | A=1 | T=24 | ||||||
| I=11 | N=17 | K=14 | O=18 | ||||||
| Z=29 | Ş=23 | E=6 | A=1 | R=21 | |||||
| E=6 | M=16 | Y=28 | L=15 | P=20 | |||||
| K=14 | A=1 | İ=12 | I=11 | İ=12 | |||||
| A=1 | K=14 | M=16 | K=14 | L=15 | |||||
| %50 | %85 | %90 | %100 | %110 | |||||
www.masafak.com
ŞEYTANIN ÖZELLİKLERİ
2. İnsanlara Korku Vermeye Çalışır.-(Al-i İmran Suresi, 175)
3. Müminlerin Arasını Bozmaya Çalışır.-(İsra Suresi, 53) (Maide Suresi,91)
4. İnsanları, Sözde Onlara İyilik Yaptığına İkna Etmeye Çalışır.-(Araf 20-21)
5. Allah'ın Adını Kullanarak Saptırmaya Çalışır.-(Fatır Suresi, 5-6)
6. Yalan Vaadlerde Bulunur.-(İbrahim Suresi, 22)
7. Kuruntulara ve Kuşkulara Düşürmeye Çalışır.-(Nisa Suresi, 119-120)
8. Fakirlik Korkusu Vermeye Çalışır.-(Bakara Suresi, 268 )
9. Kibir Vermeye Çalışır.-(Sad Suresi, 74-75)
10.Gösteriş İçin İbadet Etmeye Teşvik Eder.-(Nisa Suresi, 38 )
11.Duygusallık Telkini Yapar.-(İsra Suresi, 64) (Mümtehine Suresi,1-3)
12.Detaylara Daldırır.-(Bakara Suresi, 67-71)
ŞARTLI REFLEKS ve REFLEKS KIRILMASI
PROF. DR. KEREM DOKSAT'ın KALEMİNDEN
BİLİRSİNİZ, ÜNLÜ RUS FİZYOLOG PAVLOV, KÖPEKLERİNE ET VERİRKEN ZİL ÇALINCA VE BUNU ÇOK KEZ TEKRARLAYINCA, ZİL SESİNİ İŞİTTİĞİNDE ET GÖRMEDEN DE HAYVANIN SALYASI AKMAYA BAŞLAR.
BU, "ŞARTLI REFLEKS"TİR.
HAYVANIN "TABİATINDA OLMAYAN" BIR UYARAN (ZİL SESİ), ONU "TABİATINDA OLAN" ETİ GÖRMÜŞ GİBİ HEYECANLANDIRMAKTADIR.
EĞER SÜREKLİ OLARAK ZİL ÇALAR AMA HİÇ ET GÖSTERMEZSENİZ, BİR SÜRE SONRA ŞARTLI REFLEKS SÖNER. DEVAMIN SAĞLANMASI İÇİN ARADA BİR ET GÖSTERİLEREK REFLEKS PEKİŞTİRİLMELİDİR.
HİÇBİRİMİZ DÜNYAYA TÜRK, MEKSİKALI, SÜNNİ VEYA KATOLİK OLARAK GELMEYİZ. BUNLAR BİZE ÖĞRETİLEN DEĞERLER, BİR BAŞKA DEYİŞLE, ŞARTLI REFLEKSLERDİR. EĞER PEKİŞTİRİLMEZLERSE, ZAMANLA SÖNERLER.
BIR GÜN PAVLOV'UN ENSTİTÜSÜNÜ SU BASAR. KÖPEKLERİN BIR KISMI BOĞULUR, BIR KISMI DA GÜNLERCE KORKUYLA TİTREŞİR ÇÜNKÜ ÖLÜMDEN ZOR KURTULMUŞLARDIR.
KURTARILABİLENLER TEKRAR ENSTİTÜYE TOPLANIR. PAVLOV ZİL ÇALAR, KÖPEKLERDE TIK YOKTUR. ŞU MÜTHİŞ SONUCA VARIR PAVLOV: AĞIR TRAVMALAR, ŞARTLI REFLEKSLERİ ORTADAN KALDIRMAKTADIR.
HAYVAN EN DOĞAL, EN İLKEL DURUMUNA GERI DÖNMEKTEDİR. BIR YANDAN HER GÜN GÜNEYDOĞU ŞEHİTLERİ İÇİN "KANLARI YERDE KALMAYACAK" DENMESİNE RAĞMEN KANLARIN SÜREKLİ "YERDE KALMASI",
BİR YANDAN "ERGENEKON" DENİLEREK BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUĞUNUN TEK SUÇU "ATATÜRK'Ü SEVMEK" OLAN İNSANLARIN SABAHA KARŞI EVLERİNDEN ALINARAK HAPSE ATILMALARI, BİR YANDAN ARABA YAKIP POLİSE TAŞ ATARAK GELİŞEN ETNİK KALKIŞMALAR HEPSİNİ TOPLARSANIZ, TEMEL GÜVENLİK DUYGUSUNUN ARTIK ZATEN ORTADAN KALKTIĞINI GÖRÜRSÜNÜZ.
PAVLOV'UN KÖPEKLERİNDEKİ GİBİ, AĞIR TRAVMALARLA BİZİM DE ŞARTLI REFLEKSLERİMİZ (MİLLİ DUYGULARIMIZ VE TEPKİLERİMİZ) KIRILIYOR.
EMPERYALISTLER SİNSİ SAVAŞLARINDA PSIKOLOJI BİLİMİNİ KULLANIRLAR. MESELA ERMENILERLE TÜRKLER ARASINDA ULUSAL BIR DÜŞMANLIK MI VAR, ORADA PSIKIYATRIST VAMIK VOLKAN GIRER DEVREYE VE BU DÜŞMANLIĞIN KÖKENLERINI "İNCELER" (!)
BURADA IZLENEN YOL, ABD'NİN TEHDİT OLARAK GÖRDÜĞÜ ULUSLARIN ULUSAL BİLİNÇLERİNİN, TARİHLERİNİN VE BENLİKLERİNİN SORGULANMASI, "AŞINDIRILMASI" DIR. KISACASI, MILLI DUYGUNUN YOK EDILMESIDIR ETNIK PSİKİYATRİNİN GÖREVI.
BIR ULUSUN ULUSAL BİLİNCİNİ, ULUSAL DUYGUSUNU VE REFLEKSLERİNİ NASIL YOK EDERSİNİZ? BUNUN DENENMİŞ, SINANMIŞ BİR YÖNTEMİ VARDIR: "O ULUSUN TARİHSEL VARLIĞINI SORGULAMAYA AÇARSINIZ". YANİ O ULUSUN TARİHİNİ YENİDEN TARTIŞIRSINIZ. MESELA TÜRKLER KENDİLERİNİ KAHRAMAN BIR ULUS OLARAK MI GÖRÜYORLAR? ONLARA NE KADAR KORKAK BIR ULUS OLDUKLARINI GÖSTERMEK GEREKİR. YA DA TÜRKLER ATATÜRK'Ü ÇOK MU YÜCELTİYORLAR? ONLARA ATATÜRK'ÜN NE KADAR SIRADAN BİRİSİ OLDUĞUNU GÖSTERMELİSİNİZ.
FARKINDAYSANIZ SON ON YILDIR TAM DA BÖYLESİ BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ.
"DEMOKRATLIK" , "TARTIŞMA KÜLTÜRÜ" ADINA NEYİ TARTIŞIYORUZ VE BİZDEN NEYİ KABUL ETMEMİZ İSTENİYOR? DİYORLAR Kİ, "SİZ SOYKIRIMCI BIR MİLLETSİNİZ! ERMENİLERE SOYKIRIM UYGULADINIZ ..." BİZ DİYORUZ Kİ, "HAYIR, UYGULAMADIK !" O ZAMAN DENİYOR Kİ: "TAMAM, MADEM UYGULAMADINIZ, BUNU TARTIŞALIM, ÖYLE SONUCA VARALIM". SİZE MANTIKLI GELİYOR, "NASILSA SUÇLU DEĞİLİZ, TARTIŞMADAN GALİP AYRILIRIZ" DİYORSUNUZ. AMA TARTIŞMA MASASI KURULDUĞUNDA EŞİT BİR TARTIŞMA ŞANSI OLMADIĞINI GÖRÜYORSUNUZ. BAKIYORSUNUZ, TÜM TELEVIZYONLAR, GAZETELER, "AYDINLAR" SİZİN ERMENİLERİ KATLETTİĞİNİZİ YAYMAYA BAŞLIYOR. KANITLARI VAR MI ? ELBETTE YOK.
AMA YALAN BİR KEZ YAYILDI MI VE YALANI SÖYLEYENLERİN SAYISI DA YETERİ KADAR ÇOK OLDU MU, GERÇEĞİN SESč BASKILANIYOR. "HAYIR" DİYORSUNUZ, "GERÇEKLERI BİR DE BİZ ANLATALIM", AMA ANLATAMIYORSUNUZ ÇÜNKÜ TÜM PROPAGANDA KANALLARI SİZE KAPATILMIŞ DURUMDA.
İŞTE O ZAMAN ANLIYORSUNUZ "TARTIŞMAYA AÇMAK" DENİLEN TUZAĞI. _BU SÜRECİN SONUNDA, ULUSAL GURURU VE HASSASİYETLERI YÜKSEK İNSANLAR BİLE "ACABA" DEMEYE BAŞLIYOR, "ACABA GERÇEKTEN ERMENİLERİ BİZ Mİ KATLETTIK ?" "ULUSAL BENLİKTE İLK KIRILMA" YAŞANIYOR... PSİKOLOJİK HARBİN ETKİSİ BÜYÜK BIR HIZLA BU ŞEKİLDE YAYILIYOR.
SIRA KÜRTLERE GELIYOR. SIZDEN TARTIŞMANIZI ISTIYORLAR. TARTIŞMA BAŞLIYOR VE YINE KAYBEDIYORSUNUZ.
BIR DÜŞÜNÜN LÜTFEN, SON DÖNEMDE NELERI TARTIŞMAYA AÇTIK VE ŞİMDİ NEREDEYİZ: BUGÜN MISAK-I MILLI'YI PEK ÖNEMSEMİYORUZ. KIRMIZI ÇİZGİLERİ UMURSAMIYORUZ. TÜRK DİLİNİN ÖNEMİ KALMAMIŞ. BU ÜLKEDE FEDERASYON DA OLABILIR, ERMENILERDEN ÖZÜR DE DİLEYEBILIRIZ, KÜRTLERE "BIRAZ" TOPRAK DA VEREBİLİRİZ.
KISACASI, ULUSAL VARLIĞIMIZA AİT HAYATI HER ALANDA KAYBETMİŞ DURUMDAYIZ.
SIRADA NE VAR ? ATATÜRK VAR ELBETTE... ÇÜNKÜ ÖNEMLI OLAN, ULUSAL ÖNDERLERİ YOK ETMEK. O HALDE, ONUN NE KADAR ZALIM BIR DİKTATÖR OLDUĞUNU TARTIŞALIM. ONUN ZAAFLARINI TARTIŞALIM. HATTA ONUN ANASINI BİLE TARTIŞALIM.
EVET, EMPERYALİSTLERIN GÜNDEMINDE BU BİLE VAR. "TARTIŞIN" DIYORLAR, "BİZ SİZİNLE ÖNDERİNİZİN ANASINI TARTIŞMAK ISTIYORUZ !" SONRA SIRA SİZİN ANANIZA GELECEK ELBETTE. HEPİNİZİNKİNE GELECEK... İŞTE PSİKOLOJIK HARP BUDUR ARKADAŞLAR...
ŞİMDİ YILLAR ÖNCESİNE GİDELİM. MONDRO S IMZALANMIŞ. DÜŞMAN ASKERLERI İSTANBUL'A ÇIKARTMA YAPIYOR. MİLYONLARCA TÜRK, SADECE İZLİYOR ! DEMEK Kİ ÖNEMLI OLAN İLK ADIM: "İŞGALİ İZLETTİREBİLMEK" MİŞ. AMA AYNI ZAMANDA BIR DE MASA KONUYOR ORTAYA: "TARTIŞACAKSINIZ".. .. TARTIŞMA MASASINDA BİZİM SADRAZAM EFENDİ EMPERYALİSTLERE YALVARIYOR, "BİRAZ ACIYIN" DİYE.
"İZLEYEREK", "TARTIŞARAK" NEREYE VARABİLİRSİNİZ ?
EMPERYALİSTLER ŞU ANDA BEYİNLERİMİZE VE YÜREKLERİMİZE YÜZYILIN ÇIKARTMASINI YAPIYOR. MEHMET AKİF, ÇANAKKALE İÇİN NE DİYORDU?
"ŞU BOĞAZ HARBİ NEDİR, VAR MI DÜNYADA BİR EŞİ ?
EN KESİF ORDULARIN YÜKLENİYOR DÖRDÜ BEŞİ
TEPEDEN YOL BULARAK GEÇMEK İÇİN MARMARA'YA
KAÇ DONANMAYLA SARILMIŞ UFACIK BİR KARAYA"...
ÇIKARTMA SÜRERKEN IKI TAVIR VARDIR ALINABİLECEK.
BİRİNCİSİ ŞU: İSTANBUL'DA IŞGALCILERI KARŞILAYAN VE ONLARDAN "TOKAT YİYEN" BIR OSMANLI PAŞASI OLABİLİRSİNİZ VEYA DOLMABAHÇE'DEN ÇIKARTMAYI İZLEYEN BİR PADİŞAH. BELKİ DE EVİNİN PERDELERİNİ KAPATAN SIRADAN VE SUSKUN BIR TÜRK. AMA ASLINDA HEPSI AYNI KAPIYA VE AYNI KİŞİLİĞE ÇIKAR: İZLERSİNİZ! HER ŞEYİ...
YA DA ILK KURŞUNU ATAN HASAN TAHSIN OLURSUNUZ. HASAN TAHSIN'E KADAR BU ÜLKEDE DÜŞMANA HİÇ KURŞUN ATILMADIĞINI BILMEK NE KADAR UTANÇ VERİCİDİR ASLINDA. HASAN TAHSIN'I NE KADAR TANIYORUZ ? ONU "HASAN TAHSIN" YAPAN NEDIR ? "İLK KURŞUN"DAN ÖNCE DE KURŞUN ATMIŞTIR BU KAHRAMAN ADAM.
HASAN TAHSIN AVRUPA'DADIR VE BIR FILME GIDER. FILMDE TÜRKLER
AŞAĞILANMAKTADIR. HASAN TAHSİN BU FİLMİ İZLEMEZ, "ÖNCE İZLEYEYİM, SONRA ELEŞTİREYIM" DEMEZ. ÇIKARIR SİLAHINI, ATEŞ EDER BEYAZ PERDEYE. FİLM DE ORADA BİTER ! HASAN TAHSİN'İN İNSANİ VE SIRADAN YANIDIR BU.
HİÇBİR İNSAN KENDİSİNE, ANASINA, BABASINA, MILLETİNE, BAYRAĞINA KÜFRETTİRMEZ. EN BASİT İNSAN GERÇEĞİDİR BU. İLKOKULDA BIR ÇOCUĞUN ANASINA KÜFRETMEYE KALKARSANIZ, SİZİNLE ANASININ DURUMUNU TARTIŞMAZ. BUNUN CEVABI, SURATINIZA YİYECEĞİNİZ BİR YUMRUKTUR. ÇÜNKÜ ÇOCUĞUN EN İNSANİ VE SIRADAN YANIDIR BU.
ERGENEKON, ERMENİ SORUNU, KÜRT AÇILIMI VE CAN DÜNDAR'IN "İNSANİ" DENİLEN "MUSTAFA" BELGESELİNİN BAM TELİ "BURASIDIR".
PROF. DR. KEREM DOKSAT
PSİKİYATRİST
YEDİ ÖLÜMCÜL GÜNAH LİSTESİ
*İlkesiz siyaset *(Politics without Principal)
*Emeksiz zenginlik *(Wealth without Work)
*Vicdansız haz *(Pleasure without Conscience)
*Niteliksiz bilgi *(Knowledge without Character)
*Ahlaksız ticaret *(Commerce without Morality)
*İnsaniyetsiz bilim *(Science without Humanity)
*Özverisiz ibadet *(Worship without Sacrifice)

TÜRKLERİ SEVMEYEN OSMANLI
"Ne mutlu, ben Türk'üm" diyemeyenlerin neden Osmanlıcılığa sarılışlarını iyi açıklayan bir derleme...
Osmanlı padişahlarının ne denli Türk asıllı oldukları kuşkuludur. Çünkü kuruluş dönemindeki koşullarda geçerli olan; komşu ülkelere saldırmak ve onlardan savaş tazminatı ve ganimeti almak siyasetine dayalı olarak güçlenip zenginleştikten sonra, yatak odalarını Harem'ler kurarak zenginleştiren padişah-halifelerin birçoğu sayesinde, soy birliğinin bozulmuş olduğu görülmektedir. Bütün kadın sultanlar, bütün padişah anaları, hemen hep yabancılardan alınan köle kadınlardan geldiler. Hanedanda bu kan yabancılığı, Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahına kadar devam etti"(1) Belki bu özelliklerinden dolayı, "halife" sanlı padişahlar, bu sanın yarattığı olanaklardan yararlanarak, yönetimi altında bulunan ve özellikle "Türk" kimliği taşıyan insanları tıpkı bir sürü gibi yönetmeyi yeğlemişlerdir. Henüz kuruluş dönemi olan 1466 yılında yapılan bir derlemede; "Türk iti şehre gelince Farisice ürer" denilmektedir.(2) Osmanlı şairlerinden Baki'nin, "Muhteşem Süleyman" olarak bilinen padişaha sunduğu bir şiirinin Türkçeleştirilmiş dizeleri şöyle: "Her taç yoksulluk ve yokluk ehline baş tacı olamaz. Yine bir Osmanlı şairi olan Nef'i ise; "Tanrı, Türk'e irfan çeşmesini yasaklamıştır" demiştir. Divan-ı Hümayun yazmanlarından Hafız Hamdi Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde; "Baban da olsa Türkü öldür" nakaratını kullanmakta, üstelik bu sözün İslam Peygamberi Hz. Muhammed'e ait olduğunu iddia etmektedir. Şiirde şöyle deniyor:(3) "Sakın Türk'ü insan sanma, Osmanlı tarihinde çok saygın bir konumu olan Fatih bile, Otlukbeli Savaşından dönerken, elinde bıçak olan birisine ne yaptığını sorduğunda; öldürülen Türkmenlerin kulaklarını keserek küpelerini topladığını öğrenmiş ve "İşine devam et" demiştir. Hırvat kökenli, Sadrazam Kuyucu Murat döneminde (1606-1611), 55 bin insan (kızılbaş Türkmenler) doğranmış ya da diri diri kuyulara doldurulmuşlardır. Aman dileyen insanlara Kuyucu'nun yanıtı "Vurun şu pis Türkün başını" olmuştur. Cellâtların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat, Osmanlı'nın yetkilisi, öldürülen çocuk da Anadolu'nun evladı bir Türk'tür. (Olayı ayrıntıları ile Osmanlı tarihçisi Naima'dan öğrenmek olasıdır) Yavuz Sultan Selim'in, halifeliği zorla da olsa aldıktan sonra, yönetim ile Türk unsur arasındaki anlayış ve ideoloji ayrılığı açık şekilde çelişmiştir. Şeriata dayalı yönetim anlayışı üst yönetime egemen olur iken, Anadolu'da yaygın olan Alevilik sayesinde Türk dili ve Türk kültürü kendini korumak olanağı bulmuştur. Yönetimin Anadolu'yu dil aracılığıyla Araplaştırmasına ve Acemleştirmesine karşı olan bu halk, yok edilmek istenmiştir. Bu nedenle Anadolu'da öldürülen Türk sayısı, Yavuz Sultan Selim zamanında 40 bin kadardır. Bu gerçek Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk halkından koptuğunun açık bir kanıtıdır. (4) Osmanlı tarihçisi Naima aynı bilinç içinde şöyle yazmaktadır: "Türkmen çözülüp gitmesi yamandır, cem-ü iltizamına derman yok." Yani, Türk ulusu ve unsuru öylesine eriyip çözülecektir ki, bir daha birleşmesinin ve bütünleşmesinin ilacı ve dermanı olmayacaktır. Osmanlı tarihçisi Naima "Tarihi"nde Türkler için; nadan (kaba) Türk, idraksiz Türk, hilekâr Türk ifadelerini kullanmaktadır.(5) Aslında Türkler hakkındaki kötü yargılar Selçuklulardan beri yaygındır. Örneğin, Selçuklu yazar Aksaraylı Kerimeddin Mahmud, şunları yazmıştır: "Hunhar Türkler, köpek ve kurt gibidirler, ellerine fırsat geçerse yağmayı ganimet bilirler, fakat düşman kuvvetleri gelirse kaçarlar." (6) Osmanlı düşüncesinde, "kavmi necip" olarak görülen Araplar karşısında Türk ulusu aşağılanmıştır. 1912 yılında Sebilürreşt dergisinde çıkan bir yazıda; "Türk" deyiminin kullanılması, dinsizlik, kâfirlik sayılıyordu. "Türk hükümeti", "Türk ordusu", "Türk ülkesi" deyimlerinin Osmanlı halkı üzerinde rahatsızlık yarattığı biliniyordu. 1913 tarihli "Mecmuai Ebuzziya" dergisinin 94. sayısında; "Bizim Türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir. Bizler yani Türkler Müslümanlık içinde erimişizdir. Türk falan değil, sadece Müslüman'ız. Buhara'lı hanlar bile kendilerini Türk saymazlar; Zira onların ecdadı da vaktiyle Türkistan'ı zapt etmiş olan Araplardan başkası değildir," demekle Anadolu'da yaşayan bütün insanların kimliğini inkâr ediyordu. Üniversite profesörlüğü de yapmış olan Ahmet Naim, 1913 yılında yazdığı "İslam'da Davai Kavmiye" adlı kitabında, Türk'e karşı savaş açmış ve "Türkün geçmişini bilmesine ve öğrenmesine lüzum ve ihtiyaç yok…Gerekli olan şeriatı öğrenmektir," demiştir. 1919-1920 yıllarında Şeyhülislamlık görevine getirilmiş ve Padişahla birlikte ülkeden kaçmak zorunda kalmış olan Mustafa Sabri Efendi ise, Türk'e Türklük benliği vermek isteyenlere "soysuzlar" yakıştırmasında bulunmuştur.(7) "Türk değil mi Merzifon'un eşeği; Osmanlı'nın bu yaklaşımına Türkün verdiği yanıt, bir şiirin dizelerinde şu şekilde yer almıştır:(12) "Şalvarı şaltak Osmanlı Kendi yöneticilerinin bu tutumu karşısında, yabancılardan da olumlu yorum beklenemezdi. Yabancılar Türkleri; "yaklaşık 1000 yılına kadar Arapların esiri olan Türkler dağ insanı niteliğinde bir kavimdir" şeklinde yorumluyorlardı.(13)
Abdülhamit'in Araplara ve İslamiyet'e dayanan siyaseti, Türkü, Türkçüleri baş düşman olarak görmekteydi. Onun zamanında "Türküm" demek, Türk'ten söz etmek büyük suçtu.(16) Dünyada Osmanlı Devleti'nden başka, dini ile birlikte dilini de değiştiren bir millete rastlanmamıştır. Osmanlı yönetimi, kendilerini Türk olarak görmedikleri için, Türk kökenliler "azınlık" konumunda kaldı. 1897 tarihinde, bir İngiliz gezgini şunları söylüyordu: "Türk adı nadiren kullanılır, onun iki yolda kullanıldığını işittim; ya bir ırkı ayırt eden deyim olarak, örneğin bir köyün 'Türk' veya Türkmen' olup olmadığını sorarsın, ya da bir hakaret deyimi olarak, örneğin İngilizce söyleyeceğin 'eşek kafalı' anlamında, 'Türk kafa' diye homurdanırsın."(18)
"Sorma bana oymağımı boyumu, Öte yandan, özgür düşüncenin olmadığı bir ortamda, kendi ulusal çıkarlarını savunmak olanağından yoksun olan bir avuç kişi yurt dışında özgürlük arıyorlardı. Bu aydınlar, yurt özlemi ile ülkelerinden aldıkları yüz kızartıcı haberlerin ve kötü gelişmelerin ezikliği içindedirler. Onlardan birisi, o günlerin koşullarını, şu duygusal satırlarla günümüze aktarmaktadır: |
1) Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya'dan… C.2, s.440.
2) Burhan Oğuz'dan aktaran, Şakir Keçeli, a.g.y., s. 118.
3) Aktaran, Şakir Keçeli, a.g.y., s. 121.
4) Çetin Yetkin, Türk Halkı… s.161.
5) Naima Mustafa Efendi, Tarih-i Naima, Türkçeleştiren: Zuhuri Danışman, İstanbul, C.1, s.168, 238, C.2 s.536. C.3, s.1180, C.4 s.169.
6) Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.12.
7) Mustafa Coşturoğlu, a.g.y., s.278, 279.
8) Bozkurt Güvenç, Türk Kimliği, s.22, 23, Cahen'den aktaran, Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doğuşu, s.1.
9) Hikmet Bayur, a.g.y., s.15.
10) Hikmet Bayur, a.g.y., s.17.
11) Özer Ozankaya, Türkiye'de Laiklik, İstanbul, 1990, s. 253.
12) Özer Ozankaya, a.g.y., s.121.
13) Warshew'den aktaran, Bozkurt Güvenç, a.g.y., s. 311.
14) Bozkurt Güvenç, a.g.y., s.26.
15) Aktaran, Çetin Yetkin, a.g.y., s.145.
16) Esat Kamil Erkut, a.g.y., s.63.
17) M.Rauf İnan, Atatürk'ün Evrenselliği, Önder Kişiliği, Eğitimci Kişiliği ve Amaçları, Ankara, 1983, s.198.
18) Ramsay'dan aktaran, Bernard Lewis, a.g.y., s.331.
19) Türkoloji uzmanı Cahun'dan aktaran, Bozkurt Güvenç, a.g.y., s.308.
20) Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, İstanbul, 1971, s.24, 25