Mustafa Asım Şafak kim?

Fotoğrafım
Antalya, 05323611890 masafak@gmail.com, Türkiye

HACETTEPE 88 KKTC TOPLANTISI

St. HILARION KALESİ

Girne'deki kalelerin duvarlarında, geçip giden tarihi hissetmemek mümkün değildir. Beşparmak Dağları'nın kuzey eteklerinde inşaa edilmiş St. Hilarion Kalesi'nin burçlarından Girne'nin müthiş manzaralarını kuşbakışı seyredebilirsiniz.

Girne'ye 10 km uzaklıkta olan St. Hilarion Kalesi'ne çıkan yol düzgün ve güvenilir olmamakla birlikte 700 mt yükseklikte bulunan 480 basamak tırmanılarak kaleye ulaşıldığında insanı büyüleyen bir mutluluk verir.

Kalenin batısında Karaman ve Lapta köyleri, ufukta Korcamit Burnu bulunmaktadır. Bir harita gibi çizilmiş zeytin ağaçlarından sınırları olan tarlalar, dağların yamaçlarından Akdeniz'in mavi sularına kadar uzanan alanda gözümüze ilk çarpan muhteşem görüntüler arasındadır. Yazın alçak kesimlerde görülen kuru sıcak hava, St. Hilarion'a doğru çıkıldığında yerini serin bir rüzgara bırakır.

İkiz bir burun üzerine inşaa edilmiş St. Hilarion Kalesi'nin ismine tarihte 1191 yılında rastlanmıştır. Kale, burada ikamet eden Filistinli St. Hilarion'ı ziyarete gelenlerin artması ile manastıra dönüştürülmüş ve ismini bu azizden almıştır. Bugün kalede, eski manastır kilisesinden kalan bazı kalıntılara rastlamak mümkündür.

Manastır, 11. Yüzyılda Türklere karşı korunmak için sağlamlaştırılmıştır. Kıbrıs Adası'nı ve kalelerini bir süre Arslan Yürekli Richard kontrol etmiş 1191 yılında St. Hilarion Kalesini Guy de Lusignan'a teslim etmiştir. Bu dönemde savaşların önemli noktası haline gelen kale, Kıbrıs adasının bağımsızlığı yolunda etkili bir rölü olmuştur.

  St. Hilarion Kalesi komutan odası

140 savaşsız geçen yıl içinde kalede yenilikler yapılmış ve Lüzinyanlı asillerin dinlenme yeri olarak kullanılmıştır.

St. Hilarion Kalesinin yeniden savaşla tanışması 1373 yılında olmuştur. Antakya Prensi John, burada Cenevizliler'e karşı savaştı. Venedikliler'in 1489 yılında adaya gelmeleri ile kale eski önemini yitirdi.

St. Hilarion Kalesinde üç ayrı bölüm bulunmaktadır: Kalenin üst bölümü, üzerinde bulunduğu tepenin iki uçlu olması nedeniyle Dydimus (ikizler) olarak bilinmektedir. Orta giriş bölümünde Lüzinyan kapısı yer almakta, burada açılıp kapanan bir köprü bulunmaktadır. Köprünün sağında bugün kubbesi olmayan bir kilise yer almaktadır. En alt bölümünde ise askerler, atlar ve diğer malzemelerin bulunduğu yerler vardır. Doğuda soylu kesim yer alır, batıda ise gündelik odalar bulunmaktadır.

Uygarlıkların egemenliği sırasında yaşanan hareketlilikle, bugün Beşparmak Dağları'nın üzerindeki durgunluğu çelişki oluştursa da, doğayla başbaşa kalan kale, hala insanı etkileyecek bir büyüye sahiptir.

Girne-Lefkoşa karayolunun Boğaz bölgesinden dağ yolunu kullanarak kaleye ulaşabilirisiniz. Yazın 09.00-16.30 kışın ise 09.00-16.00 arasında ziyarete açıktır.

SELİMİYE CAMİİ

Lefkoşa'da yer alan Selimiye Camii, Kıbrıs'ın en gösterişli ibadethanesidir. Lüzinyan döneminde (1209-1326) gotik formunda inşa edilen ve katedral olarak kullanılan St. Sophia , Selimiye Camisi adı verilerek Osmanlılar tarafından camiye çevrilmiş, yapıya iki minare, bir minber ile bir mihrap ilave edilmiştir.


Lefkoşa Selimiye Camii'nin yapımına 1209'da Ayasofya kilisesi olarak başlanmıştır. İlk olarak katedral olarak kullanılmaya başlanılan Selimiye Camii Kıbrıs adasını Türklerin almasıyla camiye döndürülerek camii olarak kullanılmaya başlanmıştır. Camii yapısında üç koridor ve altı yan bölüm yer almaktadır. Selimiye Camii'nin önemli özelliklerinden biride içinde mezarların yer almasıdır.

Kıbrısın bu gösterişli yapısı 1373 yılında Cenevizliler, 1426 yılında Memlükler tarafından yağmalanmış ve birkaç deprem sonucunda zarar görmüştür. 1491 yılındaki yer sarsıntıları sonucu, Katedralin doğu bölümü yıkılmış ve Venedikliler tarafından onarılırken, eski bir Lüzinyan kralının mezarı ortaya çıkmıştır. Bozulmamış durumda olan cesedin başında altın bir taç, üzerinde de altından eşya ve belgeler bulunmuştur. Fransız mimar ve ustaları tarafından inşa edilen katedral Orta Çağ Fransız mimarisinin çok güzel bir örneğidir. Katedral, anıtsal bir kapıyla başlar. Kapının üzerindeki taş oyma pencereler, eşsiz bir Gotik sanatı örneğidir. Girişin iki yanında bitirilememiş olan çan kulelerinin üzerine, Osmanlılar tarafından cami minareleri oturtulmuştur.

BÜYÜK HAN

Lefkoşa'nın geleneksel ticaret merkezlerinden biri olan Asmaaltı Meydanı'nın güney-batısında bulunan Büyük Han, sadece Lefkoşa'nın değil, tüm Kıbrıs'ın en büyük şehir içi ticaret hanı idi. Osmanlı Döneminden günümüze gelebilen iki handan biri olması itibariyle kültür tarihimizde ayrıcalıklı bir yeri vardır. Bursa'daki Koza Han örnek alınarak yapılmıştır. Yapımıyla ilgili olan bir belge günümüze kadar gelmiştir.

Sultan Selim'in Ayasofya Camisine vakıf olarak yaptırdığı dükkânların 1572-1579 yılları arasında Kıbrıs Beyler Beyi olan Sinan Paşa tarafından yıktırıp, yerine bir kervansaray yaptırdığının Sultan Selim'e bildirmesi üzerine, padişahın Kıbrıs Defterdarı ile Lefkoşa ile Gülnar kadılarına (Osmanlı İmparatorluğunda, kazaî ve adlî yetkisi olan kimse) gönderdiği 5 Ocak 1577 tarihli hükümde, yaptırılan kervansarayın vakfa gelir sağlaması halinde padişah adına satın alınması, eğer vakfa faydası yok ise yıkılıp yerine eskiden olduğu gibi dükkânların yapılması istenmiştir. İlkin Haramein Vakfı altındaki Sultan Selim Vakfı'na kayıtlı iken, daha sonra Mazbuta Vakıf kapsamına girmiştir.

Yapıldığı dönemde ''Yeni Han'' adıyla bilinmesine karşın, özellikle Alanya'dan gelen tüccarların konaklama yeri olması nedeniyle ''Alanyalılar Han'' olarak da bilinmekteydi. Ancak XVII. yüzyılda hemen bitişiğindeki Asmaaltı Meydanı'na küçük ölçekli Kumarcılar Hanı'nın yapılması üzerine, halkın kıyaslaması sonucu, ''Büyük Han'' adıyla anılmaya başlanmıştır. 1878 – 1903 yılları arasında İngiliz Sömürge İdaresi tarafından hapishane ile Zaptiye Merkezi olarak kullanılmıştır. Destanlara da konu olan kanun kaçaklarından Hasan Bulliler ile Tabur İmam Tekkesinin kurucusu olan Cezayirli Tabur İmam'ın burada hapis yattıkları kaydedilmektedir.


1903 – 1947 yılları arasında han olarak orijinal işlevini sürdürmüştür. 1947 – 1962 yılları arasında odaları yoksul ailelere kiralandığından küçük bir mahalleyi andırmaktaydı. 1982 – 2002 yılları arasında restore edildikten sonra Kıbrıs'a özgü el sanatlarının üretip satıldığı bir merkez olarak hizmete sokulmuştur.

Yaklaşık kare planlı ve iki katlı bir yapıdır. Ortadaki açık avlunun etrafını, önlerinde çapraz tonozlu revaklar bulunan tonozlu odalar çevrelemektedir. Alt kat odaları ticarethane, üst kat odaları ise otel olarak kullanılmaktaydı. Alt ve üst katlarda 68 oda, doğu girişindeki revakların gerisinde ise tek katlı 10 dükkân bulunmaktadır. Asmaaltı meydanına açılan doğudaki ana giriş kapısının iki yanındaki revaklarda hayvanlara ait yem ve su yalakları bulunmaktaydı. Hanın yüksek kemerli olan batı kapısı develerin hana girmelerine kolaylık sağlamaktaydı.

Hanın orta avlusunda sütunlar üzerinde yükselen bir köşk mescidi bulunmaktadır. Anadolu'daki benzer örneklerden yararlanarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Mescit'in altında bir su deposu vardır. Köşk mescidinin güneybatısındaki mezarın kime ait olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, mescitte ibadet ederken vefat eden eşraftan birine ait olduğu sanılmaktadır.

St. BARNABAS KLİSESİ

Salamis'te doğmuş Yahudi bir ailenin oğlu olan, St. Barnabas, Kudüs'te eğitim gördükten sonra Kıbrıs'a döner ve Hıristiyanlığı yaymak için 45 yılında St. Paul ile çalışmaya başlar. Bu faaliyetlerden dolayı vatandaşları tarafından öldürülüp, cesedi denize atılmak üzere bir bataklığa saklanır. St. Barnabas'ın öğrencileri olayları izleyip, cesedi Salamis'in batısında bir yeraltı mağarasına gömerler ve göğsüne de St.Mathews'un yaptığı incilin kopyasını koyarlar. Cesedin yeri bilinmediğinden uzun yıllar gizli kalır. 432 yıl sonra piskopos Anthemios, mezarı rüyasında gördüğünü söyleyerek, açılmasını ister. Mezar açıldığında St. Mathews incili dolayısıyla, St. Barnabas teşhis edilmiş olur. Bu keşif sonrasında Piskopos, İstanbul'a giderek İmparator Zeno'yu bilgilendirir ve Kıbrıs kilisesinin özerkliğini kazanır. İmparator, gömütün bulunduğu yerde bir manastır inşa edilmesi için bağışta bulunur. Manastır 477'de inşa edilir. Manastır bir kilise, avlu ve avlunun üç yanında bir zamanlar papazların yaşadığı odalardan meydana gelmiştir.

 St. Barnabas kilisesinde çoğunluğu 18. yy'dan kalma zengin bir ikon koleksiyonu bulunmaktadır. Manastırın avlusunda bulunan bazalt değirmen Enkomi yerleşim bölgesinden, diğer sütun ve taşlar ise Salamis'ten gelmiştir. Papazların yaşamlarını sürdürdüğü odalar ise restore edilerek bir Arkeoloji müzesi haline getirilmiştir. Bölgenin en geniş müzesinde, Kıbrıs'ın Neolitik Döneminden Roma Dönemine dek geniş bir çizgideki tarihsel sürece ait çeşitli eserleri görebilmek mümkündür.


SALAMİS

Araştırmalar, Salamis Harabeleri'nin geçmişinin İÖ 11. yüzyıla kadar uzandığını göstermiştir. Arkeologlara göre Enkomi İÖ 1075 yılındabüyük bir deprem geçirdikten sonra halkıyavaş yavaş buraya göçmüş ve Salamis'i kurmuştur. Kazılarda da bu ilk yerleşmeye ait mezar ve liman izlerine rastlanmıştır. Ege ve Akdeniz'de 'Karanlık Çağ' olarak bilinen dönem İÖ 8. yüzyılda bittiği zaman Salamis'in Fenikelilerle sıkı ticaret ilişkileri olan zengin bir kent olarak ortaya çıktığı göze çarpmaktadır.

Kent bu dönemde Suriye ve Anadolu'yla birlikte -İÖ 333 yılında Büyük İskender'in Issos'ta III. Darius'u yenmesine kadar – Akamenid Pers İmparatorluğu'nun egemenliğine girecektir. İskender'in İÖ 323 yılında ölümünden sonra Salamis, Kıbrıs'ın geri kalanıyla birlikte Mısır'da kurulan Ptoleme Krallığı'nın payına düşmüştür. Kentin bu dönemde İskenderiye, Antakya, Efes gibi bir Helenistik uygarlığın önemli merkezlerinden biri haline geldiği ve bu parlak dönemin Roma egemenliği süresince de devam ettiği görülmektedir. Günümüze kalan yıkıntıların çoğu da Roma dönemine aittir. İS 1. ve 4. yüzyılda kentin en büyük düşmanı depremler olmuştur. Depremlerden sonra Bizans İmparatoru Konstantius'un (337-361) kenti yeniden inşa ederek Konstantiya adını verdiği görülmektedir. Ancak limanının giderek dolması, doğal yıkımlar, ve bir süre sonra başlayan Arap korsanlarının akınları kentin sonunu belirleyecektir. 648 yılındaki bir korsan akınından sonra kentin son sakinlerinin Famagusta kentini oluşturacak olan Arsinoe'ye göç ettikleri görülmektedir.

Şehir Bronz Çağı sonlarında başlayan göçler sırasında, Anadolu'dan gelen kavimler ve bunlara Yunanistan'dan gelerek Kilikya'da katılan Akalar tarafından kurulmuştur . Truva kahramanlarından ve Salamis adası kralı Telamon'un oğlu Tefkros . şehrin kurucusu olarak bilinmektedir. M.Ö. 707 yılında gerçekleşen Asur hakimiyetinden sonra M.Ö. 560 yılında bastırılan sikkelerden, Salamis kralı Evelthon'un adanın idaresini ele geçirdiği anlaşılmaktadır. M.Ö. 499 yılında Atinalı Kimon'un Kıbrıs'taki Pers hakimiyetine son vermek için düzenlediği sefer başarısızlıkla son bulmuş ve Kimon'un ölümü üzerine Atinalılar, Kıbrıs'ı alma girişiminden vazgeçmişlerdir. Bundan sonra Fenikeli idareciler başa geçer, fakat ticaret ve diğer konularda gerileme başlar. M.Ö. 411 yılında Tefkros ailesinin üyelerinden Evagoras, Salamis krallığını ele geçirir. Tüm adayı hakimiyeti altına almak isteyince Salamis şehri Persler tarafından kuşatılır ve Evagoras Pers Krallığına vergi ödemek zorunda bırakılır. Bu durum İskender devrine dek sürer. İskender döneminde Salamis kralı olan Pyntagoras, İskender'e askeri yardımlarda bulunduğundan kendisine Tamusus şehri verilerek ödüllendirilir. İskender'in ölümü sonrasında Salamis sürekli el değiştirir. M.Ö. 294 yılında zor şartlar altında Kıbrıs'ı alan Ptoleme Krallığı idaresi sırasında ada huzura kavuşur ve bu tarihten itibaren Salamis baş şehir olma niteliğini kazanır. Kentin bu parlak dönemi Roma egemenliği süresince de devam eder. Günümüzdeki kalıntıların çoğu Roma dönemine aittir. Roma idaresi altında şehrin bir halk meclisi, bir senato ve ihtiyar meclisi bulunmaktadır. M.S. 76 ve 77 yıllarındaki depremler ve M.S.116 yılındaki Yahudi isyanları ile şehir epeyce tahrip olur. Daha sonra ada Antakya vilayetine bağlanır ve Salamis limanı, Suriye gemilerince ilk uğrak limanı olduğundan, şehirde bir ferahlama görülür. M.S. 232 ve 342 yıllarındaki depremler yazık ki şehre yine büyük zararlar verir. Bundan sonra Bizans İmparatoru Konstantinus şehri küçük bir planda inşa ettirerek, Konstantinus adını verir. Şehir Kıbrıs'ın baş şehri olarak Baf'ın yerini alır. Daha sonra şehir M.S. 647 yılındaki Arap akınları ve yer sarsıntıları nedeniyle terkedilerek, bugünkü Mağusa şehrini oluşturan bölgeye halk göç etmek durumunda kalır.


LALA MUSTAFA PAŞA CAMİİ

Lüzinyanlar döneminde, 1298 - 1312 yılları arasında inşa edilen yapı, tüm Akdeniz dünyasının en güzel Gotik yapılarındandır. Lüzinyan kralları, önce Lefkoşa'da St. Sophia Katedrali'nde Kıbrıs Kralı, sonra da Mağusa'da St. Nicholas Katedrali'nde Kudüs Kralı olarak taç giyerlerdi. 1571 yılında cami haline getirilene dek, bu törenler yapılagelmiştir. Katedralin en güzel ve en iyi korunmuş olan batı cephesinin mimarisi Fransa'daki Reims Katedralinden etkilenmiştir. Gotik tarzda işlemeli eşsiz bir penceresi bulunan katedralin 16'ıncı yüzyıl Venedik galerisi avluda yer almakta ve günümüzde şadırvan olarak kullanılmaktadır. Girişteki yuvarlak pencerelerin üzerinde bir Venedik arması görülmektedir. Bazı hayvan figürleriyle süslü kabartmanın Salamis'teki bir tapınaktan geldiği sanılmaktadır. Katedralin apsiti, çoğu Kıbrıs kiliselerinde olduğu gibi, Doğu üslubunda ve üç bölmelidir. Katedralin giriş bölümünde yer alan tarihi cümbez ağacı veya tropikal incir (Ficus Soycomorus veya Minimal Deciduos) yaklaşık 700 yıllık geçmişi ile Kıbrıs adasındaki en yaşlı canlı varlıktır. Ağacın katedralin inşaatına başladığı 1298 yılında dikildiği söylenmektedir. Gövdesi 2.70 metreden sonra 7 dala ayrılır. Yılda yedi kez meyve veren ağaç katedralin önüne büyüleyici bir gölge verir. Kökleri Doğu Afrika'ya ulaşan ağaç, güzel bir meyveye sahip olması, sıcak yerler için yarı kapalı gölge bir mekan oluşturma özelliği ve mobilya yapımı için değerli kerestesinin olması nedeniyle eski Mısır'lılar döneminden beri yörede önemliydi. Ağacın meyvelerine halk arasında Firavun meyvesi denmesi belki de buna bağlanabilir.


NAMIK KEMAL ZİNDANI

Namık Kemal Meydanı'nın batısındaki Venedik Sarayı'nın avlusunda yer alan, dikdörtgen planlı ve iki katlı bir yapıdır. Tek olan hücrenin kapısı Venedik Sarayı'nın avlusuna açılmaktadır. Üst kattaki dikdörtgen planlı odanın önünde bir sahın bulunmaktadır. Namık Kemal, "Vatan yahut Silistre" oyununun 5 Nisan 1873 tarihinde İstanbul Gedik Paşa tiyatrosunda oynanmasından sonra 9 Nisan 1873 tarihinde Kıbrıs'a sürülmüştü. Önceleri alt kattaki zindana kapatılan şair, bir süre sonra Kıbrıs Mutasarrıfı Veyis Paşa'nın izni ile üst kata çıkarıldı. 3 Haziran 1876 tarihinde de V. Murat tarafından affedilerek İstanbul'a geri döndü. "Namık Kemal zindanı ve Müzesi"nin restorasyon ve çevre düzenleme çalışmaları 1993 yılında Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Rölöve ve Restorasyon Şubesi tarafından gerçekleştirilerek ziyarete açıldı.


BELLAPAIS MANASTIRI

Mimari olarak gotik sanatını taşıyan manastıra ilk yerleşenler 1187 yılında Kudüs'ten göç eden Augustinian mezhebi rahiplerdir. Manastırın ilk binası 1198 ve 1205 yılları arasında yapılmıştır. Günümüzde ki yapının büyük bir kısmı ise lüzinyan Kralı III. Hugh tarafından 1267 ve 1284 yılları arasında inşa ettirilmiştir. Avlunun etrafını çevreleyen revaklar ve yemekhane alanı ise Kral IV. Hugh zamanında 1324 ve 1359 dönemleri arasında tamamlanmıştır. Kıbrısın Osmanlılar tarafından fethinden sonra manastır, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi'ne verilmiştir . Mevcut kilise üzerinde küçük değişiklikler yapılarak sadece kilise bölümü, ortodoks kilisesi özelliklerini barındıran eklentilerle tamamlanarak; Rum Ortodokslar tarafından manastırın sadece kilise bölümü kullanılmıştır.


Manastırın günümüze kadar ulaşmış en sağlam yapısı kilisesidir. Yapının ön yüzünde dikkatleri çeken freskler 15. yüzyılın ortalarında yapılmıştır. Yemekhane kısmı gotik sanatının önemli özelliklerini içinde barındırır. Orta avlunun doğusunda yer alan ve rahiplerin kullandığı çalışma ve sohbet odaları ziyaretçilere etkili bir tarih yolculuğu sunmaktadır. Sohbet odalarının ortasında yer alan sütunun Bizans Kilise sine ait olduğu sanılmaktadır. Manastırın üst katında rahiplerin yatak odaları ve değerli eşyaların bulunduğu bir alan yer alır.

ğacın meyvelerine halk arasında Firavun meyvesi denmesi belki de buna bağlanabilir.



--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com



İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK

Keçiboynuzunun Yunanca adı keration.
İngilizce de carob,
Arapça da ise kırrat.

Keçiboynuzu tohumu yüzyıllar boyunca elmas ölçmek için kullanılmış.

Elmaslar keçiboynuzu tohumu ile tartılarak satılmış. Bu yüzden keçiboynuzu, kırat ya da karat denilen ölçüye adını vermiş.

Keçiboynuzu çekirdeği doğada ağırlığı değişmeyen tek tohumdur... Bütün tohumlu bitkilerden yalnız keçiboynuzu uzun süre suda bekletildikten sonra filiz verebilir.

Bu hem çok kuruduğu ve meyvesinden çıktıktan sonra son ve sabit ağırlığını aldığı için hem de içine su alması olasılığının çok az ve çok uzun zamana bağlı olduğu içindir.

Bu nedenle Araplar, Selçuklular ve Osmanlı döneminde ağırlık ölçüsü olarak kullanılmıştır. Onaltı tanesi bir dirhem eder. Dirhem değişmekle birlikte 3 gr. ağırlığı temsil etmektedir... Satıcı iki dirhemlik bir şey satarken lütfedip 1 çekirdek fazla tartarsa bu, malı alan kişinin itibarını gösterir.

Olağandan fazla giyinen, süslenen vb. kişilere de:
"İki dirhem bir çekirdek" denmesi bundan kaynaklanmaktadır."
Yani 'eksiği yok, fazlası var'


Ağırlık birimiMetrik Sistem Karşılığı

çeki225,789 kg.

kantar56,449 kg.

batman7,697 kg.

okka1,282 kg.

dirhem0,003207 kg. = 3,207 gr.

kırat0,0002004 kg. = 0,2004 gr.


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


KADIN PAPA (VIII. JEAN)

Kilise tarihinde utançla hatırlanan pek çok hadise var ama "Kadın Papa" olayı gerçekte bir sahtekârlık hikâyesi. 9. yüzyılda evlatlık olarak dindar bir ailenin yanına yerleşti­rilen İngiliz kızın, hayatı gezgin bir rahibin kendisine âşık olup kaçırmasıyla değişti.

Bir din adamının yanında kadınla dolaşmasının iyi karşı­lanmayacağı düşüncesiyle sevgilisini erkek kılığına sokan ra­hip hiçbir sorunla karşılaşmadan onunla birlikte Fransa, Mar­silya, Galya'da pek çok manastırı ziyaret ettikten sonra Atina'ya yerleşti. Bilgili bir din adamı olan sevgilisi, genç kızın hocasıy­dı aynı zamanda. İlahiyat konusunda dönemin hemen bütün Hıristiyan kaynaklarına ve sözlü anlatımlarına vakıf olan ra­hip bunları ona da öğretiyordu. Ancak eşi ölünce genç kız için Atina'da hayat giderek zorlaştı. Geliri ve birikimi yoktu. İş dini bilgiye kalsa çevresindeki erkek rahipler eline su dökemez du­rumda olacaklardı ama Atinalı Hıristiyanların gözünde önem kazanan sakal bırakma adeti onu kentten ayrılıp sakalın tıraş edildiği Roma'ya gitmeye zorladı. Roma'da kendisini din ada­mı olarak tanıtmaya cesaret edemedi ama 'din alimi' olarak tanıttı ve kısa zamanda hayli geniş bir çevre edindi. ( sh: 61 )

Sohbetlerine katılıp ona saygı duyanlar arasında pek çok kardinal vardı ve hepsi onu dönemin en gözde din bilginleri arasında kabul ediyorlardı. Bundan dolayı Roma kilisesinin başında olan Papa IV. Leon'un sağlığı bozulmaya başlayınca kardinaller papalığa en layık kişi olarak onun adını dillendir­meye başladılar. 847 senesinde Papa Leon ölünce yerine kilise dışından bir kişi olmasına rağmen ittifakla seçildi ve 8. Jean adıyla göreve başladı. Kaynaklar onun bu görevi iki yılı aşkın bir süre sorunsuz sürdürdüğünde müttefik.

Ama kadınlığı baskın gelip kardinallerden bir sevgili edi­nince durum değişti. Jean bir adım daha ileri gidip hamile kal­dı ve bol, dökümlü resmi kıyafetlerinin altında karnının bü­yümesini saklayabileceğini, çocuğu doğurup onu kilise içinde 'terk edilmiş bebeklerden biri olarak büyütülebileceğini dü­şünüyordu. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. 855 senesinde Domitien Tiyatrosu önünde katıldığı bir dini tören sırasında doğum sancıları başlayınca her şey tersine döndü. Kardinaller Papa 8. Jean'ın kadın olduğunu öğrenmekten dolayı donmuş kalmışlardı.

Kimi tarihi kaynaklar Jean'ın idam edildiğini, kimi ise çıl­gına dönen halk tarafından taşlanarak öldürüldüğünü yazıyor. Ama 8. Jean'ın kiliseye adını hiçbir zaman unutturmayacak bir anı bıraktığına şüphe yok.

Bu " Sedia Stercoraria " diye anılan ve papa olacak kişilerin erkek olup olmadıklarının elle yoklana­rak kontrolüne olanak veren iskemleyi getirdi.


Kaynak: ŞÖVALYELİK VE MALTA ŞÖVALYELERİ; Dr. Halit EROL; Pozitif Yayınları, İstanbul, sh: 61




--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

          TR     +90 532 361 18 90


EVEREST TIRMANIŞI

Aşağıdaki linki çalıştırarak zirveye ulaşan videoyu izleyebilirsiniz. Zirveye vardığınızda fareniz yardımıyla panoromik olarak çevreye göz atabilirsiniz.

Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

          TR     +90 532 361 18 90


TÜRK HAMAMLARININ NEDEN KALDIRMA KUVVETİ YOK?

Emin Çapa
--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


ATATÜRK BİR DEVDİR




--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


MUTLU OLMANIN 3 YOLU

Zenginlik ve ün mutluluk getirir mi? İyi bir hayat yaşamak için vaktinizi ve enerjinizi gerçekten neye harcamalısınız? İşte bu sorunun cevabı... 

Harvard Üniversitesi yetişkin gelişimine dair dünyanın en uzun ve kapsamlı araştırmasını yapmış. Araştırma 1938'de başlayıp, 75 yıl sürmüş! İki grubu incelemişler. İlk gruba Harvard Üniversitesi'nde 2. sınıfa giden 268 erkek öğrenci, ikinci gruba ise Boston'da fakir bir mahallede yaşayan 12-16 yaş arası 456 erkek çocuğu alınmış. Araştırmacılar her iki yılda bir katılımcılara hayatları hakkında anketler yapmış, iş tatminleri, evlilikleri, sosyal hayatları hakkında sorular sormuşlar. Her beş yılda bir de kan testi, röntgen, idrar testi ve eko kardiyogram gibi sağlık taramalarından geçirmişler. 

Araştırmadan çıkan en can alıcı sonuç, sağlıklı ve mutlu bir hayat için belirleyici faktörün sağlıklı ilişkiler olduğu.

Araştırmanın başındaki psikiyatr Robert Waldinger Kasım 2015'de yaptığı TED konuşmasında 75 yılın sonunda araştırmadan iyi bir hayat yaşamakla ilgili çıkan 3 dersi açıklıyor:

1, Yakınlarınızla aranızda güçlü bağlar kurulması

Her iki grupta da eşleri, aileleri, arkadaşları ve içinde yaşadıkları cemiyet ile yakın ilişkiler ve güçlü bağlar kurabilenlerin daha mutlu oldukları ve daha uzun yaşadıkları tespit edildi. 
Yalnızlığın ise tam tersine öldürdüğü fark edildi! İstemedikleri halde yalnız kalanların daha az mutlu oldukları, fiziksel ve ruhsal sağlıklarının daha kötü durumda olduğu görüldü. Yalnızlığın hastalık ve ölüm riskini arttırdığını gösteren daha pek çok araştırma mevcut. 

2. İlişkilirenizde yaşadığınız tatmin

Araştırmacılar 50 yaşına gelenler arasında kimlerin en uzun yaşayacağını tahminlemek için yaptıkları çalışmada, yaşam süresini belirleyen en önemli faktörün kolesterol seviyeleri değil, ilişkilerinde ne kadar tatmin duydukları olduğunu tespit etmiş! 80 yaşında en sağlıklı kişilerin, 50 yaşında en tatminkar ilişkilere sahip olanlar olduğu görülmüş.
Sadece birileriyle ilişkide olmak veya kaç tane arkadaşınız olduğu iyi bir hayat için yeterli değil. Daha önemlisi nasıl ilişkiler yaşadığınız. Araştırma, bekar kalanların, sürekli kavga eden evli çiftlere göre daha mutlu olduğunu tespit etmiş. Sıcak ve samimi bir sosyal ortam sağlığı korumak için çok önemli.

3. Sizi destekleyen bir eşle sağlam bir beraberlik

İlişkiler beyin sağlığınızı da etkiliyor. 50 yaşına kadar sağlam evlilikler veya uzun süreli beraberlikler yaşayanların hafızalarının yaşamayanlara göre daha iyi olduğu görülmüş.

Sonuç: Sadece Sevmek İçin Zaman Var

Dr. Waldinger konuşmasını Mark Twain'den çok güzel bir alıntı ile bitirmiş: ''Zaman yok - hayat çok kısa – kavgalar, kalp kırmalar, özürler, hesap sormalar. Sadece sevmek için zaman var – ve fakat, sadece kısa anlar''. 

Kaynak: Özlem Çitçi


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


KOMİK VE İLGİNÇ İSİMLER

Hükümet adamları soyadı affı çıkarsın...
Tatil için çoluk çocuk Antalya'ya gidiyorsunuz. Kesenize uygun bir otel buldunuz. Rezervasyon yaptırmak üzere telefonu açtınız. Karşı taraftan neşeli bir genç kız sesi, gereken bilgileri vermeden önce soruyor:
"İsminizi alabilir miyim?"
"Tabii hanımefendi. İbrahim Ziker."
"Anlamadım!!"
"Ziker. Ziker."
"Terbiyesiz adam!" Çat! (Buradaki çat sözcüğü suratınıza kapanan telefonun efekti oluyor.)
İsminizin İbrahim Ziker olması şart değil. Sorulduğunda Abdullah Oyar da diyebilirdiniz Adem Kayar da. Şartları zorluyor, diye düşüneceğinizi bilmesem "Subay Sokar." ismini de örnek vereceğim. 
Hepsinin telefon rehberlerinde yeri var.
Sokar soyadı ile yaşamak zor. Eşiniz doğum yaptı diyelim ve gürbüz bir oğlan getirdi dünyaya.. Bebeğe "Güçlü." adını vermek istiyorsunuz, veremezsiniz. Önce nüfus memuru karşı çıkar. Tartışma büyürse o soyadına uygun bir eylem yapmaya kalkar.
Telefon numaralarını veremeyeceğim ama Bursa telefon rehberinden adı tespit edilen Mümin Abaza ile Manisa'dan Yunus Gay'in bir otobüs yolculuğu sırasında yan yana koltuklara düştüğünü varsayalım. Yol uzun. Sohbet kaçınılmaz. Doğal olarak tanışıyorlar:
"Efendim ben Yunus Gay."
"Memnun oldum ben de Mümin Abaza."
"Yaaa! Öyle mi?"
Bizde yalan yok! Şu kısacık diyalogdan mânâ çıkar bakalım. Bunun tersi de olabilir. Kendini önce Bay Abaza tanıtır. Öbürü de adını soyadını söyler. Artık o yolculuğun selameti için muavini bu ikilinin arasına oturtmaktan başka çare kalmaz.
Hele bir de Muğla'dan Alkin Azgın isimli bey arka koltukta oturuyorsa seyreyleyin gümbürtüyü. Bu isimleri kafadan sallamıyorum.
Bizim Aytekin internet kurdu ya! Girmiş Yahoo'ya. Oradan bir site bellemiş. Meraklısı telefon rehberlerini tarayıp garip isim ve soyadlarını biriktiriyor. Üstelik listeliyor.
Aytekin ustam oradan bulup çıkarmış. 
Edirne'den Zehra Eşekcambazı, İstanbul'dan Yusuf Ziya Salakoğlu ve İzzet Angut, İçel'den Duran Tekerlek, Maraş'tan Döndü Yuvarlak, Bursa'dan Coşkun Aptal bu listlistenin seçmeleri. 
Üstelik bazı durumlarda tehlike yaratan isimler ile panzehirleri yan yana. Yani listeyi yapan kimse çareyi de yanına kaydetmiş. Kerem ile Aslı gibi Tahir ile Zühre gibi unutulmaz ikililer çıkmış ortaya.. 
Tekirdağ'dan Gülsen Motor ile Urfa'dan Hacı Benzin. Gülsen Hanım rehberleri biraz karıştırırsa Kurşunsuz benzin ile Motorin soyadlısını bile bulur. 
Konya'dan Abdurrahman Kıllı'nın panzehiri Afyon'dan Nurettin Tüysüz. 
Bir de asla isimleri yan yana getirilemeyecek olanlar var. Temsil Kocaeli'den Fahrettin Kalkmaz ile Bartın'dan Mehmet Kaldırır. Konya'dan Cafer Yalar ile Ankara'dan Kurban Yalama.
"Olur. O zaman size Mersin'den Ahmet Ali Emici'yi takdim edeyim.."
Tövbeler olsun kendim uydurmuyorum. Hepsinin şehir telefon rehberlerinde ve de internette yeri var. 
Kimi de yeryüzünde sözcük kalmamış gibi organları soyadı diye almış. Münevver Göbek, Münire Meme, Şükriye Memeli, Havva Kalça gibi. 
Bununla yetinmeyip seçtiği organ üzerine ayrıntı verenleri de görebilirsiniz. İzmir'den Aytekin Kıllıbacak ile Makbule Kıllıbaldır gibi.
Kimi de uygun bir aile ismi bulamayınca öyle ciğer, dalak, böbrek gibi rastgele organ seçmemiş. Söylemesi ayıptır doğrudan doğruya edep yerlerinden isim derlemiş. Osmaniye'den Mehmet Taşak, Kilis'ten Ali Anüs gibi. Bir de İstanbul'dan Sultan Kıç var zabıtlara giren. Yine İstanbul'dan Fevzi Zik beyefendiyi saygıyla anıyoruz. Ancak nüfus memuru kaydın düşerken (z) harfini tercih ettiğinden son anda kurtulmuş.
Lakin Antalya'dan Bahriye Kuku ile Diyarbakır'dan Mahmut Pipi onun kadar şanslı olamamışlar.
Sıra üçlemelerde. Kaderin telefon rehberlerinde buluşturduğu muhteşem ikililer yetmiyor, bir de üçlemeler görüyorum. İzmir'den Naime Gösterir, İstanbul'dan Nadir Verir ile Antalya'dan H. İbrahim Gömer. Üçü başlı başına bir ekip. Allah aralarına düşürmesin.. 
Rehberden isim tararken; Urfa'dan Cemal Delik ile Ardahan'dan Ramazan Deşik isimlerine bakıyorum da halime bin kere şükrediyorum.
Türkiye "Soyadı Kanunu" çıkarıldıktan sonra kendine özgü bir serüven geçirdi. İzansız veya bezgin nüfus memurlarının azizlikleri şimdi kütüklerde. Ayyaş takımından, hergele meşrepli, fırlama dediğimiz insanların da eline kalem verilip isim yazdırıldı.
Osmanlı'dan yüzde 96'sı okur yazar olmayan bir teba devralan cumhuriyet için bu kusur kaçınılmazdı. 
Öyle miskinler çıkmış ki bu isim yazıcılar içinden, şöyle iki münasip kelime arama zahmetine bile girmemişler. İstanbul'dan Menemine Cart ile Cafer Cırt, Kayseri'den Burhanettin Curt, Kocaeli'den Döndü Cort, Konya'dan Mesto Kart, Sakarya'dan Fedakâr Pat, Isparta'dan Şaban Küt. (Arasam bir Zart soyadı mutlaka bulurdum.)

Kaynak: Selahattin Duman

Birkaç küçük örnek de benim bizzat karşılaştıklarım;
Pembe Don,
Papağan Kuş,
Yosma Motor,
Ördek Kalkandelen
Hanım Hanım
Diş Hekimi Oya Bilir
Kadın Doğum Hastalıkları Uzmanı Dr. Kaya Bilir
Dr. Maşallah Yumuşak

Sevgiyle Kalın.



--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

          TR     +90 532 361 18 90


İKİ MUSTAFA

Sene 2004.
Londra'daki Madame Tussauds Müzesi'nde Mustafa Kemal'in balmumu heykeli vardı. Ancak, Mustafa Kemal olduğuna bin şahit isterdi. Raşitik bir vücut, alakasız bir surat, ne saçı benziyordu, ne göz rengi tutuyordu. Üstelik, müzede sergilendiği yer adeta kıyıda köşedeydi, büyük devlet adamlarına ayrılan bölümde değildi.
*
Müzeyi her sene bir milyon kişi ziyaret ediyordu, Türk vatandaşları gördükçe kahroluyor, yabancılar ise Atatürk'ü böyle tanıyordu.
*
Londra'ya her giden aynı şikayetle dönüyordu ama, sayın devletimiz, sayın hükümetimiz kılını kıpırdatmıyordu…
Mustafa Koç el koydu!
*
(Madame Tussauds müzesindeki tuhaf heykelden rahatsızlık hissedenlerin başında, varlığıyla onur duyduğumuz Profesör Yılmaz Büyükerşen geliyordu. Kendimiz yapmazsak, elaleme bırakırsak, olacağı bu diye düşünmüş ve sırf bu nedenle balmumu heykel çalışmaya başlamıştı. Büyükerşen'in çabalarından önce Türkiye'de balmumu heykel yapmak için malzeme bile üretilmiyordu. Dönemin hava kuvvetleri komutanı İbrahim Fırtına, Eskişehir'de görev yaptığı sırada, Profesör Büyükerşen'in çabalarına şahit olmuştu. Bir vesileyle biraraya geldiklerinde Mustafa Koç'a anlattı. Fikri ateşledi. Mustafa Koç, balmumu heykelde en yetkin ismimiz Profesör Büyükerşen'i aradı, projenin başına geçer misiniz diye sordu. Cevap, elbette evetti.)
*
Koç grubu, Madame Tussaud müzesiyle temas kurdu, resmi teklifini iletti: "Atatürk heykelini değiştirmek istiyoruz, Profesör Yılmaz Büyükerşen'in kontrolünde olacak, gereken neyse yapmaya hazırız."
*
Müze tarihinde böyle bir değişikliğin örneği yoktu. Mırın kırın ettiler, olmaz öyle şey filan dediler. Koç grubu bastırdı.
*
Müze yönetimi iki şartla kabul etti. Müzenin başheykeltıraşı, Profesör Büyükerşen'le birlikte çalışacaktı, Koç grubu tüm masrafları karşılayacak, üstüne 70 bin pound ödeyecekti.
*
Derhal kabul edildi. İki şarta, iki karşı şartla cevap verildi. Müzenin heykeltıraşı öncelikle Lord Kinross'un Atatürk biyografisini okuyacak, ardından Anıtkabir'i görecek, sonra heykele başlayacaktı. Çünkü Atatürk, sadece vücut ölçülerinden, fotoğraflarından ibaret değildi. Atatürk'ün dehasını, ışıltısını tanımadan, Türk milletinin Atatürk'e sevgisini, saygısını tanımadan, Atatürk'ü Atatürk'e benzetebilmesi mümkün değildi.
*
Atatürk'ün 50 yaşındaki hali yansıtılacaktı. 10 Kasım 1938'de vefatından hemen sonra alınan ve Anıtkabir'de korunan birebir yüz maskı kopyalandı. Vücut ölçülerini ve karizmasını ortaya koyan fotoğraflarını Profesör Büyükerşen verdi.
*
(Parantez açalım… Bu projeye vesile olan İbrahim Fırtına, asrın iftirasıyla Silivri'ye tıkıldı. Bu projenin, Atatürk'e dair tüm askeri organizasyonunu üstlenen, değerli arkadaşım kurmay albay İsmet Çınkı, asrın iftirasıyla Maltepe'de yatırıldı. Bu memlekette Atatürk'ü sevmenin maalesef ciddi bedeli var… Parantezi kapatalım.)
*
Bir sene çalışıldı.
Gerçeğe yakışır, muhteşem bir heykel ortaya çıktı.
*
Ayrıca…
Koç Grubu'nun sözleşmesi gereğince, heykelin yeri değiştirildi. Ana salon tabir edilen, büyük liderlerin sergilendiği bölüme taşındı.
*
Törenle açılışı yapılacaktı.
Gününü Mustafa Koç belirledi.
*
10 Kasım 2005.
Ölüm yıldönümünde, doğacaktı.
*
O zamanlar atv haber'in başındaydım. Atv de henüz havuz medyası değildi. Madame Tussauds müzesinden özel izinle canlı yayın yaptık. Koç Grubu tarafından yenilenen Atatürk'ün balmumu heykelini, açılışından bir saat önce Türkiye'ye gösterme onurunu yaşadık.
*
(30 dakika yayın yaptık. İzlenme rekoru kırıldı. Telefonlarımız kilitlendi. Yurttaşlar ağlayarak arıyor, tekrarını istiyordu. Ana haber bülteni, o gün ve ertesi gün, üç defa tekrar yayınlandı.)
*
Mustafa Koç canlı yayınımıza katıldı. Yandaş medyaya biat etmediği için işten çıkarılacak olan değerli arkadaşım Korcan Karar'ın sorularını yanıtladı. Neden bu işe el koyduğunu anlattı.
*
"Atamızı aklımızda ve kalbimizde taşıdığımız biçimde, yani gerçek hatlarıyla tanıtmak istedik. Gururluyum, heyecanlıyım. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, fiziken aramızda olmasa da, 20'nci yüzyılın liderleri arasında, peşinden kitleleri sürükleyebilecek karizmaya ve öngörüye sahip… İdealleri halen yaşayan, fikirleri ölümsüz bir başka lider yok. Atatürk Türkiyesi'ni çağdaş uygarlığın ilerisine taşımak, ülkemizi ve tarihimizi uluslararası platforma doğru tanıtmak için, üzerimize düşenleri yapmayı bir borç biliyoruz."
*
2003'te Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı olan Mustafa Koç'un, bu koltukta bizzat gerçekleştirdiği ilk sosyal sorumluluk projesi buydu. İlk imzasını Mustafa Kemal'le atmıştı.
*
Ailesi ona mübarek bir isim verdi.
O da isminin hakkını verdi.
*
Ve önceki gün, sosyal medyadan hayatının son paylaşımlarını yaptı.
Bu defa Havana'da adaşı'nın yanındaydı.
*
Güle güle Mustafa Koç.
Nur içinde yat.
Seni hep güzel hatırlayacağız.
Hep Mustafa'yla hatırlayacağız.
***
Yılmaz ÖZDİL

--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

          TR     +90 532 361 18 90


KİLO VERMENİN 20 ALTIN KURALI

1. Her şey aynı anda mümkün değil

Her şeyi aynı anda yapmayın. Gerçekleşmesi zor hedefler belirlemeyin. Çok hızlı kilo vermek, işten sonra saatlerce spor yapmak gibi. Onun yerine uygulayabileceğiniz küçük değişikliklere gidin. Günlük enerji alımınızı 1200 kalorinin altına düşürmeyin.

2. Plan yapın

Ana ve ara öğünlerde neler yenileceğinin planını yapın ve öğün aralarında kesinlikle atıştırmayın.

3. Dolap temizliği yapın

Mutfak dolaplarınızdaki makarna, soslar, mayonez, donmuş patates vb yerini faydalı besinlere bırakmalı.

4. Her gün mutlaka çorba için

Çorba masanızdan eksik olmasın. Özellikle içinde pırasa, soğan, sarımsak ve kereviz olan çorbaları tercih edin. Çünkü bu sebzeler vücuttan fazla sıvıların atılmasına yardımcı olur.

5. Alkolü içkileri kullanmayın

Alkolü haftada bir/iki alırım kararı, daha sonra haftalarda miktarı artırmanıza sebep olacağı için tamamen bırakın.

6. Cevizle birlikte meyve tüketin

Günde 10 ceviz hem E Vitamini, hem de lif kaynağı. Öğleden sonra bir meyveyle tüketirseniz akşam yemeğine kadar fazla acıkmanızı engeller.

7. Daha çok sebze tüketin

Ara öğünlerde sebze tüketin. Salatalık ve biber çantanızda rahatlıkla taşınabilir.

8. Kahvaltı yapmak şart

Mutlaka kahvaltı edin. Kahvaltı es geçmek metabolizmayı zayıflatır. Günde 1 adet yumurta yemekten çekinmeyin.

9. Akşam yemeğini yarıya düşürün

Akşam yediğinizin yarısını tüketin. Mesela bolonez soslu spagetti yerine 3 köfte ve salata tercih edin.

10. Başlangıç hep salata olsun

Yemeğe salatayla başlayın. Yeşillikler daha az yedirir. En az 120 kalori daha az almanızı sağlar.

11. Akşam 8'den sonra asla yemeyin

Saat 20.00'den sonra yemeyin. Yemekten sonra 3 saat geçmeden uzanmayın, yatmayın.

12. Dışarıda yemek için doğru restoran seçin

Hint, Çin ve Tayland mutfağı yağlı. Ege, Japon ve Yunan mutfağında daha sağlıklı seçenekler var. Balık veya ızgara et, salata veya sebzeyle yendiğinde iyi bir tercih olacaktır.

13. Kendinizi haftada bir öğün şımartın

Vücut sürekli düşük kalorili yiyecekler tüketimine iyi yanıt vermez. Haftanın bir günü bir öğünde yüksek kalorili besinler tüketerek diyet programınızın dışına çıkın.

14. Lokmalarınızı 20 kere çiğneyin

Yavaş yeyin. En az 20 kez çiğnerseniz yüzde 20 daha az kalori tüketirsiniz.

15. Destek alın

Kilo sorunu olmayan arkadaşlarınızdan destek alın.

16. Bol su tüketin

Günde 15-20 bardak kadar su veya sulu içecekler tüketmeye özen gösterin. Örneğin yeşil çay içmek son derece faydalı, günde 2-3 fincan yeşil çay içebilirsiniz.

17. Tatlı krizine karşı diş fırçalayın

Tatlı krizlerinden diş fırçalayarak kurtulun. Kurutulmuş meyveler (incir veya kaysı gibi), sakız ve içine limon atılmış buzlu su da krizi atlatmanızı sağlar. Ayrıca sevdiğiniz bir müziği dinlemek te tatlı krizinden çıkmanıza yardımcı olacaktır. Çok seviyorsanız günde 1 kez 3-5 gr.lık çok küçük bir dilim çukulatayı diliniz ve damağınız arasında uzun süre tutarak ve tadını sonuna kadar çıkartarar yiyebilirsiniz.

18. Hareket edin, egzersiz yapın

Her gün mutlaka bir saat hareket edin. Yürüyün, öğrendiğiniz egzersizleri yapın. Asansör kullanmayın, merdivenlerden çıkın. Ev işi yapın, kalori hacamak için çok iyi bir yoldur. Bahçede çalışın, 1 saat bahçede çalışmak 500 kalori harcamınızı sağlayacaktır. İp atlayın, son derece faydalı ve yüksek oranda enerji harcamınıza yardımcı olacaktır.

19. Tartıların kölesi olmayın

Tartıların kölesi olmayın. Asla haftada bir günden fazla tartılmayın. Tartılmak için en iyi zamanın sabah olduğunu unutmayın.

20. Günde 10 bin adım atın

Her gün en az 20 dakika dışarı çıkın. Günde 10 bin adım atmaya özen gösterin. Bunun için hemen bir adım ölçer edinin. Kilonuzu korumak için günde 10 bin, kilo vermek için ise 12 bin ila 20 bin adım gerekiyor.

KAYNAK
İngiliz Diyetisyen Sussie Burrell, denge diyeti adını verdiği ve kilo vermeyi kolaylaştıran 20 kural içeren formulünü açıkladı. İngiliz Daily Mail'de yer alan habere göre Burrell'in önerileridir.

--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

          TR     +90 532 361 18 90





--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
www.masafak.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90