Mustafa Asım Şafak kim?

Fotoğrafım
Antalya, 05323611890 masafak@gmail.com, Türkiye

NEDEN SİNİRLENİNCE, KIZINCA BAĞIRIRIZ?

Hindu bir keşiş yıkanmak üzere gittiği Ganj nehrinin kıyısındayken, birbirine kızgınlıkla bağıran aile üyeleri görür. Öğrencilerine döne ve gülümseyerek onlara şöyle sorar.
- "Neden insanlar birbirlerine öfkeli bir şekilde bağırırlar?"
Öğrenciler bir süre düşünürler, içlerinden biri
-"Çünkü sükûnetimizi kaybederiz ve bağırırız" der. 
- "Ama hemen yanınızdayken neden ona bağırıyor olabilirsiniz? Ona söylemek istediklerinizi yumuşak bir şekilde de söyleyebilirsiniz"
diye sorar Keşiş.
Öğrenciler başka cevaplar da verdiler ama hiç biri diğer öğrencileri tatmin edecek şekilde bir cevap veremez. En sonunda keşiş şu açıklamayı yapar.
- "İki insan birbirine kızgınken kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzaklığa rağmen kendisini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalır. Ne kadar kızgınlarsa uzağı yakın edebilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir. İki insan birbirine âşık olduğunda ne olur? Birbirine bağırmaz tam tersi yumuşak bir şekilde konuşur. Çünkü kalpleri dip dibedir. Aradaki mesafe ya yoktur ya da yok denebilecek kadar azdır..."
Keşiş devam eder
- " Birbirlerini daha çok severlerse ne olur? Konuşmadan sadece fısıldaşarak daha da yakınlaşır ve sevgi düzeyini arttırırlar. En sonunda fısıldaşmaya da gerek kalmaz sadece birbirleri ile bakışırlar ve bu yeterlidir. Bu da insanların birbirlerini sevdiklerinde yakınlaşma anlamında ulaşabilecekleri son noktadır"
Öğrencilerine bakar ve şöyle der;
- "Tartışırken gönüllerin birbirinden uzaklaşmasına izin vermeyin. Birbirinizden daha da uzaklaşmanıza yol açacak kelimeler sarf etmeyin çünkü bir de bakarsınız ki bir gün o kadar uzaklaşmış olursunuz ki geri dönüş yolunu bulmak mümkün olmaz."

--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90

http://masafak.tripod.com
 

NESİLLER ARASI KRONOLOJİK ANALİZ

Baby Boomer Kuşağı (1946-1964 Arası Doğanlar)
 
En yaşlısı 66, en genci 48 yaş civarında. Bunlara "Sandviç Kuşağı" da deniyor, çünkü aynı evde önce çocuklarına, sonra yaşlanan ana-babalarına baktılar. Dünyanın insan hakları hareketlerini, radyonun altın çağını, Türkiye'nin ise ihtilali ve çok partili döneme geçiş sancılarını yaşadığı yıllar. Sadakat duyguları yüksekti, kanaatkarlardı; aynı yerde uzun süre çalıştılar. Teknoloji kimine yakın kimine uzak oldu, çok benimse(ye)mediler. Aslında babaları gibi otoriteye saygılılardı. İçlerinden en idealistleri toplumsal haksızlıklara isyan edip 68 gençlik hareketlerinin kahramanı olurken, büyük çoğunluk hayattan beklediklerini elde ettiğini düşünerek tatmin ve mutlu oldu. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonraki "nüfus patlaması" yıllarında doğan bu 1 milyar bebeğe "Baby Boomers" deniyor. Bu kalabalık bebek nüfusu büyüdükçe, ihtiyaçlarına göre çeşitli sektörler de her on yılda bir müthiş büyüme gösterdi. 1960'lı yıllar televizyon yılları; 70'ler fast food; 80'ler - bebekler evlenme çağına geldiği için - gayrimenkul yılları; 90'lar, artık sıra yaşam kalitesini yükseltmeye geldiği için, mikrodalga gibi elektronik ev aletleri ve ardından, iletişim patlamasıyla internet ve cep telefonu yılları oldu. 2000'lerde artık yaşları 50'yi geçmişti, ceplerinde paraları vardı, ömrün uzadığını biliyorlardı, "iyi yaşlanmak" hatta mümkünse yaşlanmamak için sağlık ve güzellik-bakım sektörlerini de patlattılar.
Savaş sonrasının yokluklarını, sıkıntılarını unutmadılar, zenginleşmenin tadını aldılar.

X Kuşağı (1965-1979 Arası Doğanlar)
 
Dünyanın petrol krizini, Türkiye'nin ise sağ-sol çatışmalarını yaşadığı yıllar. En yaşlısı 47, en genci 33 yaşında. Dünyaya gözlerini, merdaneli çamaşır makinesi, transistorlu radyo, bantlı teyp ve pikapla açtılar. Sadakat duyguları duruma göre değişir, daha iyi kariyer imkanları ararlar, çoğu (teknolojik devrime denk geldiklerinden) teknolojiyi kerhen, zorunluluktan kullanmaya başladılar. (Abilerinin ablalarının aksine a-politik hale getirildiler ama yine de) Toplumsal sorunlara duyarlılar, iş motivasyonları yüksek, otoriteye saygılı ve kanaatkarlar.
Kadınlar iş gücüne katılmaya başladı. Daha (iyi yaşamak için, daha) az çocuk sahibi oldular. (Özellikle gözlerini Özal'lı yıllarda açanlar) Paraya daha fazla odaklandılar ve bireycilik önem kazandı. Boşanma, HIV, uyuşturucu gibi kavramlarla tanıştılar.
 
Y Kuşağı (1980-1999 Arası Doğanlar)
 
En yaşlısı 32, en genci 13 yaşında. Sadakat duyguları az. Teknoloji hayatlarında pek çok şeyin simgesi. Narsist, bireyci ve girişimciler. Çalışmaktan hoşlanmıyor, eğlenceyi, kazanmayı çok seviyorlar.
Beklentileri yüksek ama bedelini ödemek istemiyorlar. Hızlı tüketiyorlar. Türkiye'de yağ kuyruklarını, benzin sıkıntısını yaşamadıkları için "her şey her zaman böyleydi ve böyle olacak" sanıyorlar. Eş zamanlı olarak birkaç işi birden yapabilirler. Kitlesel olanı değil, kişiye özel olanı seviyorlar. Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 25'i bu kuşaktan. Çok önemli bir diğer faktör ise "akran onayı". Sıra arkadaşının, mesai arkadaşının, internetteki oyun arkadaşının önermediği ve onaylamadığı bir ürün ile Y'nin buluşması çok zor. Standart olanı sevmez, kendine özel olanı ve üstelik "hemen şimdi" ister, öyle -cek, -cak'larla işi olmaz.
Y'nin dikkatini çekmek istiyorsanız, mesajınızı, markanızı, iletişiminizi sadeleştirmeniz gerekir. Girişimcilik en önemli özelliklerindendir, özgüvenleri biraz abartılıdır.

Z Kuşağı (2000-2012 Arası Doğanlar)
 
"İnternet kuşağı" da denen bu ufaklıkların en büyüğü henüz 12 yaşında. Bunlar tam teknoloji çağı çocukları. Taşınabilen, hep yanlarında olan küçük aygıtları, bilgisayar, MP3 çalar, i-Pod'ları, cep telefonları, DVD oynatıcıları ayrılmaz
parçaları. Onlar, ev ödevi yapamadıklarında "elektrikler kesildi, ondan yapamadım" değil; "internet bağlantım kopuktu" diyen kuşak. Yeni teknolojik olanaklarla iletişim ve ulaşım kolaylıkları ile hep bir aradalar. Uzakta olsalar bile ufak cihazlarıyla her an sözel, hatta görsel iletişim kurarak, birbirlerine bağlanabiliyorlar. Onlar, önceki kuşaklardan farklı olarak, 'network' gençleri; çeşitli ağların üyeleri oluyorlar.
Uzaktan da ilişki kurabildikleri için, fiziksel olarak tek başlarına, yalnız yaşıyorlar ve yaşayacaklar. Aynı anda birden fazla konuyla ilgilenebilme becerileri gelişiyor. İnsanlık tarihinin, el, göz, kulak vb gibi motor beceri senkronizasyonu en yüksek nesli. Ancak bu avantajlar, dikkat ve konsantrasyon zorluklarıyla dezavantaja da dönüşebiliyor. Sorgusuz yaşayacaklar çünkü, iş yaşamına atıldıklarında karar
vermelerini gerektiren her şey sistemler tarafından yapılıyor, yapay zeka tarafında karar veriliyor olacak. Çok diplomalı, uzman ve buluşçu olacaklar. Yaşamlarında otorite kavramının önemi kalmayacak. Tatminsiz, kararsız
ve doğuştan tüketiciler. 
-- 
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90

http://masafak.tripod.com
 

YANILSAMA

Bazen hiç görmedim dediğimiz anlar bu anlar olsa gerek. Aşağıdaki linki tıklayın şaşıracaksınız.


http://www.msf-usa.org/motion.html

--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90

http://masafak.tripod.com
 

CICERON'a GÖRE CEMİYET

Cemiyetin yapısı:
1-fakir çalışır,
2-zengin 1 i sömürür,
3-asker her ikisini de korur,
4-mükellef  üçü için öder ,
5-serseri dördünün adına istirahat eder,
6-Ayyaş beşi için içer,
7-Bankacı ilk altıyı dolandırır,
8-Avukat ilk yediyi aldatır,
9-Hekim sekizini de öldürür,
10-Mezarcı dokuzunu da gömer,
11-politikacı da 10 ların sayesinde yaşar.

Théorie de Cicéron (106 Av JC-43 Av JC)
İkibin yıldır dünya değişmemiş!


La société est ainsi faite :

1 - Le pauvre : il travaille
2 - Le riche : il exploite le 1
3 - Le soldat : il défend les deux
4 - Le contribuable : il paye pour les trois
5 - Le vagabond : il se repose pour les quatre
6 - Le poivrot : il boit pour les cinq
7 - Le banquier : il escroque les six
8 - L'avocat : il trompe les sept
9 - Le médecin : il tue les huit
10- Le croquemort : il enterre les neuf
11- Et le politique : il vit des dix .

Depuis deux mille ans, le monde n'a pas changé !

--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90

http://masafak.tripod.com
 

Çok Sevdiğim ve Takdir Ettiğim ELİF ŞAFAK'ın FİRARPEREST İsimli Eserinin Son Bölümü

Yöneticisi ve sorumlusu olduğum birimde bir süredir hoşuma gitmeyen hal ve davranışlar sezdiğim bir dönemde, bütün grubu toplayıp bazı mesajlar veren bir konuşma hazırlığı içindeydim. Konuşmamı belirlediğim konu başlıkları altında doğaçlamaya bırakarak planlamıştım. Tam bu günün sabahında işe giderken yolda okumakta olduğum kitabın son bölümüne gelmiştim. Allahım! Dedim. Bu nasıl bir tesadüf! Sanki biri benim için yapmayı planladığım konuşmayı mükemmel bir biçimde kaleme almıştı. İşte bu yazıyı bir fırsatını bulup herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC
0 532 361 18 90
0 542 877 55 66
http://masafak.tripod.com

DEPREM ANINDA NE YAPMALI

DOUG COPP'UN ÖNERİLERİ
1) 'Binalar çökerken basitçe 'çömelen ve korunan' kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.
2) Kediler, köpekler ve bebekler'in hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun.
3) Ahşap evler deprem anındaki en güvenli yapılardır. Sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardı r. Tuğlalar bir çok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklardan daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar.
4) Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.
5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın..
6) Bina çökerken Kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür...Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz!
7) Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir 'frekans aralığına' sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı
gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.
8) Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.
9) Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Francisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü.
Araçlarının dışına çıkıp,aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonları n direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu.
10) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını /ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunur/oluşur. 


--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com/

TELEFONLA NELER YAPILABİLİYOR

ANA SAYFA: http://masafak.tripod.com/

1. ULUSLARARASI ACİL NUMARA:
112Eğer telefonunuz kapsama alanı dışıdaysa ve Acil bir durum var ise, 112'yi çevirin. Varolan herhangi bir network
Bulunup, yardım isteyebilirsiniz. Daha enteresanı, tuş takımınız kilitli Olsa dahi, 112 çevrilebilir.
2. EĞER UZAKTAN KUMANDALI ARAÇ ANAHTARINIZI ARACINIZDA KİLİTLİ UNUTURSANIZ :
Aracinizin yedek anahtari baska birinde varsa, aradaki mesafe NE olursa olsun, o kisiyi cep telefonunuzla arayin. Aracinizin kapisina 25-30 cm uzakta cep telefonunuzu tutun, karsi taraf DA yedek anahtarin acma Dugmesine(cep telefonuna yakin bir mesafede t ut arak) basin. Kapiniz Acilacaktir ve Bagaj icin de gecerlidir.
3. GİZLİ PİL GÜCÜ :
Eger cep telefonunuzun pil seviyesi çok düsükse ve acil bir Telefon bekliyorsaniz; Nokialar, rezerve pile sahiptir. *3370# tuslarına  Basarak, telefonunuzu, rezerv pille çalisir hale getirebilirsiniz. Cihaziniz pil seviyesinde %50 artis gösterecek ve telefonunuzu sarj Ettiginizde, rezerv piliniz de tekrar dolacaktır.
4. 444 0 911
Turkiye'deki tum hastaneler ayni numarada birlesti.Acil Durumlarda 444 0 911 numarali telefon hattini arayan vatandaslar, en yakin Hastaneye en hizli sekilde ulasabilecek, ilgili hastaneden ambulans aninda Yola cikacak.Cep telefonundan aranma durumunda ise oturulan sehrin Alan Kodu ile birlikte 444 0 911 numaralı hat aranacak. Ornegin cep telefonundan (0312) 444 0 911 numarayi arayan vatandas, Istanbul'da, kendisinin Bulundugu noktaya en yakin hastaneye en hizli sekilde ulasabilecek. Sabit Telefonla aramada ise herhangi bir kod cevirmeden direkt 444 0 911 Aranacak. Bu telefon arandiginda kisiye en yakın hastaneden ambulans olay Yerine gönderilecek.

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com

SUNAY AKIN'DAN BiR KIZ KULESİ OYKUSU

ANA SAYFA: http://masafak.tripod.com

1827 yılında Almanya'nın Brandenburg kentinde Karl adında bir çocuk
dünyaya gelir. Babası müzik öğretmeni olan Karl, aile içinde baş gösteren
huzursuzluklardan dolayı bir Fransız yetimhanesine gönderilir. Daha sonra
gemilerde mico olarak çalışır. Hamburg'tan kalkan bir gemiyle İstanbul'a
giderken henüz 12 yaşındadır.
Gemi İstanbul'a geldiğinde denize atlayan Karl, Kız Kulesi'ne yüzerek
kaçar. Kendisini kurtaran Kız Kulesi'nin bekçisine gemiye geri dönmek
istemediğini söyler. İki ülke arasında küçük bir politik sorun yaşanır. Ama
Osmanlı sadrazamı Ali Paşa sorunu çözer ve Karl'ı korumasına alır. Karl
Mehmet Ali adını alır. Mehmet Ali, Kırım, Bosna ve Karadağ savaşlarından
sonra 2. Abdülhamit döneminde paşa ünvanını alır.
Mehmet Ali Paşa, 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması'nda Osmanlı'yı
temsil eden üç kisiden biri olur. Almanca, Fransızca, Yunanca, Farsça ve
Arapça dillerinde şiirler yazan Mehmet Ali Paşa'nın dört kızı olur ..
Paşa'nın Leyla adındaki kızının da bir kızı olur; Celile.
Celile bir erkek çocuk doğurur: Şair Nâzım Hikmet! Görüldüğü gibi Karl'dan
Nazım'a uzanan Hikayenin gösterdiği gibi, Kız Kulesi'nin her zaman
hikâyeleri vardır. Eğer Kız Kulesi Karl'ı kurtarmasaydı, Nazım olmayacaktı.
Sunay AKIN

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com/

ANITKABİR ÖZEL DEFTERİ

Anıtkabir özel defteri, elektronik ortamda tüm vatandaşlara açılmış. Bağlantı aşağıda, kayıt yaptırıp deftere yazı da azabiliyorsunuz.
 Ayrıca ANITKABİR 'i üç boyutlu olarak gezebilirsiniz...
http://www.anitkabirozeldefteri.com/ 
--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
ANA SAYFA: http://masafak.tripod.com/

FARK ETMELİ İNSAN

Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen...
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.
Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahrete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken 'Dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azraillin her an sürpriz yapabileceğini nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan
Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
Evinde kedi, köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.
Eşine 'seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan.
Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür...
O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür.
CAN YÜCEL

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com/

MEVLANA'dan

Dünyanın lütfu ve yaltaklığı güzel bir lokmadır. Onu daha az ye, çünkü ateş dolu bir lokmadır.
Ateşi gizli ve zevki aşikâr, dumanı işin sonunda açığa çıkar.
Sen, "O övgüyü ben nasıl yutarım? O tamahından söylüyor, ben anlıyorum" deme.
Seni öven, toplulukta hicvetse, yüreğin o yanıklarla günlerce yanar.
Her ne kadar, onu ümitsizlikten, senden umduğunu kaybetmesinden söylediğini bilsen de,
O yerginin etkisi senin içinde kalır.
Övgüde senin bu durumunun benzeri vardır.
O övgünün tesiri de günlerce kalır, canın gurur ve aldanma kaynağı olur.
Ancak görünmez, çünkü övgü tatlıdır. Yergi kötü görünür, çünkü ayıplanma acı olur.

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0542 877 55 66
http://masafak.tripod.com/

7 ÖLÜMCÜL GÜNAH

Hindistan'da Mahatma Gandi'nin mezarını  ziyaret eden Erdoğan'a ,  Ülkesinin bağımsızlığı için ömrünü veren  bu büyük insanın yazdığı 7 ölümcül sosyal günah listesini armağan ettiler..
Gandi'nin 7 ölümcül günah listesi şöyle:
* İlkesiz siyaset *(Politics without Principal)

* Emeksiz zenginlik *(Wealth without Work)

* Vicdansız haz *(Pleasure without Conscience)

* Niteliksiz bilgi *(Knowledge without Character)

* Ahlaksız ticaret *(Commerce without Morality)

* İnsaniyetsiz bilim *(Science without Humanity)

* Özverisiz ibadet *(Worship without Sacrifice)

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com/

TIP FAKÜLTESİNDE "DKKAT" DERSİ

Tıp fakültesinde ilk kez kadavra başına toplanan öğrenciler,bayağı bir merak ve ilgiyle kadavrayı incelemektedirler.
Profesör dersine başlar; 'Tıpta iki şey doktorlar için çok önemlidir, ilki insan vucudu ile ilgili hiç bir şey sizin için iğrenç olmamalıdır. Örneğin,'der ve parmagini cesedin kıçına sokar ve çıkartıp kendi agzına götürür.
Hadi bakalım şimdi sizlerde aynı şeyi yapınız !'
Ögrenciler şok içinde, hepsi duraksarlar ama bakarlar ki profesör çok ciddi, istemeye istemeye hepsi sırayla kadavranın kıçını parmaklayıp sonrada emerler. Öğrencilerin hepsi bu işin tadına bakıp berbat bir hale gelmişken, profesör konuşmasını sürdürür;
'Bir tıp doktoru icin ikinci en onemli nokta gözlemdir' der ve devam eder;
'Ben kadavranın kıçına orta parmagımı soktum ama kendi agzıma işaret parmağımı götürdüm..
Şimdi bir doktor icin, dikkat etmenin ne kadar onemli oldugunu da öğrenmiş bulunuyorsunuz….!
NEYMİŞ SONUÇ OLARAK İŞİMİZİ DİKKATLİ YAPMAZSAK  B...'U YERiZZZ..!! 

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com/

Hz. MEVLANA'dan YAŞAM TANIMI

 
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek

Gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.
Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün....
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
"lezzet" kattığını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, 

ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ....

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com/

AYAK TABANI

ANA SAYFA: http://masafak.tripod.com/

Bir eczacının görüşüne göre
ayak tabanlarımızın yağı emen özel bir yapısı vardır. Bu nedenle eğer tabanınıza örneğin sarmısak sürerseniz yaklaşık 20 dakika sonra tadını ağzınızda alırsınız. Bunu bulan bilim adamları nedenini bilmiyor henüz ama bu etki bize bir tedavi olarak geri dönüyor.
Özellikle çocuklarda (ve tabi büyüklerde) gece uyutmayan şiddetli öksürük durumunda ayak tabanınıza güzelce Vicks merhem sürün ve kalın bir çorap giyin. Beş dakika içinde öksürüğün kendiliğinden geçtiğini göreceksiniz. Her zaman %100 çalışır ve çocuklara ağır öksürük ilaçları vermekten daha etkilidir.

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com/

TAVSİYELER

ANA SAYFA: http://masafak.tripod.com/

Kamuya açık yerlerde ve tüm kamu kurumlarının tuvaletlerinde ekonomik olduğu için sıvı
sabunlar kullanılmakta. Elinizdeki açık yaralara temas ettiğinde %100 cilt kanseri riski
taşıdığını ve Ankara Onkoloji Hastanesi'ne yapılan başvurularda son 4 yılda 'Cilt Kanseri'
hastalarının sayısının %94 arttığını biliyor musunuz? Özellikle İsveç'ten alınan 'Sterisol'
isimli dezenfektan içerikli sıvı sabun bu riski en çok taşıyanlardan. 'Sterol' adıyla pazarlanan
bu sıvı dezenfektan sabuna dikkat edin. Umuma açık yerlerdeki sıvı sabunların hiçbir türünü
asla kullanmayınız.
Telefona SOL kulağınızla cevap verin.
Günde 2(iki) kere kahve içmeyin.
SOĞUK su ile hap almayın.
19 'dan sonra YEMEK yemeyin.
Tükettiğiniz YAĞLI gıdaların miktarını azaltın.
Sabahları daha çok, akşamları ise daha az SU için.
Cep telefonu BATARYA'ları ile mesafenizi uzak tutun.
UZUN süre kulaklık takmayın.
Gece 10 sabah 06, en ideal uyuma saatleridir
Uyku öncesi İLAÇ aldıktan sonra hemen uzanmayın.
Şarjınız SON çizgiye indiğinde,yani çok çok az bir şarz seviyesinde iken telefona cevap vermeyin, zira yaydığı radyasyon 1000 kat fazladır.

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com/

AİT OLMAK - ÖZGÜR OLMAK

AİT OLMAK

 

Ait olmak insanoğlunun en büyük ihtiyaçlarından bir tanesi.

 

İnsan sürekli ait olma çabası içinde. Okuluna, ailesine, işyerine, arkadaşlarına, takımına, milletine, karısına, kocasına, kardeşlerine ait olmak istiyor.

 

Ama ait olmanın bedeli de ağır.  Çünkü her ilişki bir beklenti yüklüyor. O beklentileri karşılamak da dünyanın en zor şeyi. Aslında sırtımızda çok ağır bir çanta ile geziyoruz. Kemiklerimize kadar islemiş kancalarla. 

 

Davranışlarımızı belirleyen çoğu zaman özgür irademiz değil, diğer insanların beklentileri (kancaları) oluyor.

 

Bildiğiniz insanları tek tek yazıp, onların sizden beklentilerini yazsanız, davranışlarınızın ne kadar diğer insanlar tarafından belirlendiğini kestirebilirsiniz. Ait olmak adına bu bedeli ödüyoruz.

 

Bu işlemi yapan kişileri duydum. 3 yılı alıyormuş.

 

ÖZGÜR OLMAK

 

Özgür olmak da insanoğlunun en önemli ihtiyaçlarından bir tanesi.

 

Ait olmanın yükünü azaltmak için insan özgür olmayı seçiyor. Beklentilere göre değil, özgür iradesi ile karar vermek istiyor. Kendi hayatını yaşamak istiyor.

 

Diğer insanları değil, kendisini mutlu eden şeyleri yapmak istiyor.

 

Tabii bu durumda da ait olma şansı azalıyor. Yalnızlığı artıyor.

 

Kısacası, ait olmak ile özgür olmak sürekli çatışma içinde.

 

Ait olmak,  özgürlüğü kısıtlıyor. Özgür olmak, ait olmayı.

 

İNTERNET 

 

Türk kültüründe ait olmak çoğu zaman ağır basıyor. Bu da belirli alanlarda sorun yaratıyor.

 

Amerikan kültüründe ise özgür olmak ağır basıyor. Bu da belirli alanlarda yalnız ve mutsuz insan yaratıyor.

 

Tahminim odur ki internetle birlikte insanlar aynı anda hem özgür hem de ait olmanın yolunu keşfetmişe benziyor.

 

Komşusu ile iletişime geçmiyor ama 20000 km'de bir Afrikalı ile iletişimde oluyor. Çünkü hem ait olmanın hem de internet ortamının sunduğu özgürlüğün tadını çıkartıyor.

 

EVLİLİK VE İLİŞKİLER

 

Ait olma ile özgür olma arasında dengeyi bulan çiftler mutlu oluyor. Bulamayanlar ya başkasının hayatını yaşıyor ya da yalnızlığı.

 

Halil Cibran ne diyor?

 

Hep yan yana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın/ Çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da ayrıdır.

 

Yani hem ait olun hem de özgür.

 

Tabii ki bu da zor.

 

Ait olma ile özgür olma arasındaki savaşta herkese başarılar.

 

Dengeniz yoksa, bugün savaşın başladığı gün olsun.

 
YAZAN: Özgür Bolat

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com

FIKRA

ANA SAYFA: http://masafak.tripod.com/

Adamın biri yeni ulaştığı otele kaydını yaptırır. Odasına girdiğinde masada bir bilgisayar görür ve karısına e-mail atmaya karar verir. Fakat yazdığı mesajı farkında olmadan yanlış bir adrese gönderir....
Mail farklı bir yerde farklı bir bayana gider. tam bu sırada kadın, kocasının cenaze töreninden evine yeni dönmüştür ve bilgisayarındaki maili görür, arkadaşlarından geldiğini düşündüğü maili okuyunca olduğu yere yığılıp kalır. Odaya giren annesi, yerde yatan kızını ve ekrandaki mesajı görür.
 
Kime : Sevgili karıma
Konu : Yeni ulaştım.
Tarih : 12 Aralık 2009
  Benden haber aldığına şaşıracağından eminim. Burada bilgisayar var ve sevdiklerimize e-mail gönderebiliyoruz. Buraya yeni ulaştım ve kaydımı yaptırdım.seninde kayıtların hazır. Her şey yarın senin buraya geleceğini düşünülerek hazırlanmış. Seninle buluşmayı dört gözle bekliyorum. Umarım benim gibi sorunsuz bir yolculuk geçirirsin.
Not : Burası çok sıcak.

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com/

İNGİLİZ DİPLOMASİSİ

ANA SAYFA: http://masafak.tripod.com/

Em. Hava Albay Kemal İntepe. İngiliz diplomasisi. Silahlı Kuvvetler Dergisi 1984;103(291):sayfa?
9 MAYIS 1919, Samsun

1941 yılında İngiltere'ye uçuş eğitimi için gönderilmiştik. Londra'ya vardığımızda, grubumuzun İngiliz makamları ile irtibatnı sağlamak üzere yaşlı bir İngiliz hava binbaşısını irtibat subayı olarak atamışlardı. Adı Mr. Salter olan bu subay Türkçeyi bizlerden daha iyi konuşuyordu. Mr. Salter'i birkaç defa eşi ile birl ikte ikindi çayına davet ettim. O da beni akşam yemeklerine evine çağırıyordu.
Bir akşam bana şunları anlattı:
1919 yılında Piyade Binbaşı Salter olarak Samsun'daki İngiliz işgal Tabur komutanı idim. 18 Mayıs1919 günü İstanbul'daki İngiliz işgal kuvvetleri komutanlığından şifreli bir telsiz telgrafı aldım. Bu telgraf; "16 Mayıs 1919 günü , Mustafa Kemal adında bir Türk generalinin, Bandırma Vapuru ile İstanbul'dan görevli olarak ayrıldığını ve fakat vapurdan gönderdiği telgrafta istifa ettiğini, eğer Samsun'a inecek olursa tutuk lanarak İstanbul'a gönderilmesini" istemekte idi. Kumandanlığımın bu emrini en iyi şekilde yerine getirebilmem için ilk iş olarak tabur subaylarımı toplayarak kendilerine telsiz emrini okudum ve gerekli emirleri verdim. Şehirdeki durumu görmek için Samsun'a indim. Şehir her zamankinden daha kalabalıktı.
Bu kalabalık pazar kalabalığından farklı bir görünümde idi. Siyah çizmeli, kilot pantolonlu ve siyah kalpaklı, sert bakışlı kimselerin çokluğu dikkat nazarımı çekti. Sonradan, bunların Türk subayları olduğunu öğrendim. Durum çok nazikti. Dört gün önce Yunanlılar İzmir'i işgal etmişler Türkler buna çok sert bir tepki göstermişlerdi. Rum tercümanım çok korkuyor. Bütün gece hiç uyumadan yatağımda döndüm durdum.
19 Mayıs günü sabah erkenden iskeleye gittim. Sabah namazından çıkan herkes sahile inmişti. Kurtarıcılarını bekliyorlardı. Bir olay çıkmaması için taburumla bütün iskele ve civarını kordon altına aldım.
Denizde, batı tarafında bir duman göründü. Sahildeki kalabalığın heyecanı son haddini buldu. Bir de gördüm ki her askerimin arkasında siyah çizmeli kara kalpaklı bir Türk subayı duruyor. Hepsinin silahlı olduğu muhakkak.
Vapur iyice göründü. Bazı il ve belediye görevlileri sandallarla vapurun demirleyeceği yere doğru gitmeye başladılar.
Görevimi, iskele üzerinde yapamayacağımı düşünerek ben de motoruma atlayıp vapura doğru hareket ettim.  Vapura ilk varan benim motorum oldu. Beraberimde getirdiğim iki erimi motorda bırakarak tercümanımla birlikte vapurun iskelesine tırmandım. İskelede beni selamlayan iki tayfaya; "Vapurdaki generali görmek istediğimi" söyledim. Bir tanesi önümüze düşerek bizi salonun kapısına kadar götürdü. Kapıdaki görevli, durumu içeriye bildirdi ve geriye dönüp bizi içeriye aldı. Herkes ayakta idi. Ortadaki mavi gözlü, sert bakışlı kişi ile göz göze gelince ne söyleyeceğimi şaşırdım. Sert bir asker selamı verirken ağzımdan şu sözler döküldü: "Taburum emrinizdedir."
Bunu nasıl söylemiştim? Daha önce hiç böyle bir şeyi aklımdan dahi geçirmemiştim. Tercümanım bir an durakladı. Kendisine dönüp bakınca hemen toparlandı ve Türkçe olarak generale iletti. Mustafa Kemal Paşa'nın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Teşekkür etti ve beni de yanına alarak dışarıya çıktık. Öteki sandallar da vapurun etrafına varmışlardı. Gemiye çıkmış olan birkaç kişiyle tokalaştıktan sonra vapurdan benim motorumla ayrıldık. İskeleye vardığımızda muavinim koşarak yanıma geldi. Kendisine; Taburu safta toplamasını, silah çattırmasını ve Türk makamlarına teslim olmalarını söyledim. Biraz durakladıktan sonra emir tekrarı yaparak selam verip ayrıldı ve emrimi aynen yerine getirdi. Taburu o siyah çizmeli, kara kalpaklı kişiler teslim almıştı. Yanılmamıştım. Onlar hakkında edinmiş olduğum bilgiler doğru çıkmıştı.
Mustafa Kemal Paşa; benim yanıma, o siyah çizmeli kara kalpaklı kişilerden birini vererek kendi makam otomobilimle –tabi kendi şöförümle birlikte- misafir edileceğimi söyledikleri Ankara'ya gönderdiler. Taburumun erleri de; Çorum, Çankırı ve Kastamonu'da kurulan esir kamplarına yerleştirilmişler.
Kurtuluş savaşının sonuna kadar Ankara'da, Ogüstüs Mabedi'nin yanındaki Hacıbayram Camii'nin önündeki cadde üzerinde bulunan iki katlı ahşap bir evde kaldım. Hizmetimi göreceğini söyledikleri, fakat aslında gardiyanım olan ve sıksa suyumu çıkaracak kuvvetteki bir kadınla dört seneye yakın bir süre bu evde oturdum.
Savaşın sonunda imzalanan anlaşma gereğince ben ve taburum, Malta'daki Türk esirlerle değiştirildik. İngiltere'ye döner dönmez tutuklandım ve divanı harbe verildim. Ben askeri hapishanede tutuklu iken ziyaretime gelen ailem ve ebeveynim, savunmamı yapabilmem için bana birçok gazete ve kitap getirmişlerdi. Onlardan yararlanarak, kısa, fakat öz bir savunma hazırladım. Bana isnad edilen suç taburumu hiç direnmeden teslim edişim idi. Yüksek Askeri Mahkeme'nin önüne çıktığımda savunmamı büyük bir soğukkanlılıkla okudum ve şu cümlelerle bitirdim :
Sayın hakimler Başbakanımız Lıoyd George'e Avam Kamarası'nda şöyle bir soru sorulmuştur: Yunanlıları silahlandırarak 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkardık ve o tarihten bu yana milyarları bulan (sterling) masraflar yaptık. Sonuç ne oldu? Yunanlılar İzmir'de denize döküldüler ve Anadolu'daki bütün Rumlar atıldılar veya muhacerete zorlandılar. Bizim kazancımız nedir?"
Bu soruya karşılık Başbakan Lıoyd George şunu söylemiştir: 'Yüzyıllar bir veya iki dahi yetiştirir. XX. Yüzyılın dahisinin Türkiye'den çıkacağını ben nereden bilebilirdim?'
Görüyorsunuz sayın hakimler, karşınızdaki bu subay, Başbakanımızın bahsettiği, XX.Yüzyılın dahisi ile hiç beklemediği bir anda karşı karşıya ve göz göze gelmişti. Ne yapabilirdi? Eğer ben başka türlü hareket edecek olsa idim, bugün benimle beraber bütün taburumun mezarlarını ziyarete gidecektiniz. Fakat şimdi, eceli ile ölmüş olan üç erimizin dışında hepimiz sağ salim yurdumuza dönmüş, ailelerimize kavuşmuş durumdayız. Karar yüksek adaletinizindir."
Beraat ettim ve terhise tabi oldum. Sivil hayatta bir tütün şirketinde iş buldum. Şirketim "Abdullah Cigarette" adındaki Türk tütünü ve Virginia karşımı sigarayı çıkartıyordu. Ben Türkçeyi çok iyi konuştuğum için beni bir kursa tabi tutarak tütün eksperi yaptılar ve Türkiye'ye gönderdiler. İlk iş olarak Mustafa Kemal Paşa'yı ziyaret ettim. Beni kabul buyurdular ve ilgililere, Türkiye'deki ikametim hususunda yardımcı olmalarını ve kolaylık göstermelerini emir buyurdular. Ailemle birlikte ikinci Dünya Savaşı'na kadar, tütün üreten köylerde, Türk köylüsü ile birlikte yaşadım. Ben ve ailem Türk köylüsünü o kadar çok sevdik ve o kadar çok benimsedik ki eğer hükümetimiz tarafından resmen İngiltere'ye çağrılmasaydık Türkiye'de kalmayı tercih ederdik.
İngiltere'ye döndüğümüzde beni hava bakanlığından çağırdılar ve yeni görevimi bildirdiler. Çok sevindim ve müjdeyi aileme büyük bir zevkle bildirdim.  Beni terhis olduğum rütbe ile Kraliyet Ha va Kuvvetleri (RAF)'ne almışlardı. Görevim istihbarat Başkanlığında idi. Türkiye ile İngiltere arasında 1939'da yapılan bir anlaşmaya göre İngiltere'ye uçuş eğitimine gönderilecek olan subayların RAF ile irtibatını sağlayacaktım yani yine Türklerle birlikte olacaktım….
Mr. Salter ile iki yıldan fazla bir süre birlikte bulunduk. Bu süre içerisinde bizleri daima savundu ve kendisini daima bizden saydı.

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com/

ATATÜRK, İçimizden biri.

Prof. Dr. Ilknur Gunturk'un Kalipci' nin internette yayinlanan video klibi; ATATÜRK, içimizden biri.
LÜTFEN İZLEYİN

http://www.devadim.com/pagelist/videodetay.php?id=240

--
Dr. Mustafa Asım ŞAFAK
0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com/